Takvim

Şubat 2010
PztiSalÇrşPerCumCmtsiPaz
 << < > >>
      1
2345678
9101112131415
16171819202122
232425262728 

Linkler

  • Heavy Metal Video
  • Kiþisel  Yazýlar
  • özgür roman
  • Mesnet Rock/Metal Fanzin

Ilan

Anahtar kelime (taglar)

aforizma aforizmalar ahmet ümit Albert Camus ANOREKSİK BİR ASEKSÜEL Avcı Gracchus Aycan Saroğlu bir köpeğin araştırmaları Bir Köy Doktoru Bordo Siyah Yayınları DÖNÜŞÜM dönüşüm hikayesi elif şafak Ernest Fischer "Franz Kafka" Evrim Tevfik Güney fatih uzuner Felice Bauer franz kafka Franz Kafka (Düzyazı - Tam) Kaynak: Akbaba - Babi Franz Kafka (Düzyazı - Tam) Franz Kafka - A Country Doctor Franz Kafka Aforizmalar franz kafka biyografisi franz kafka değişim hikayesi Franz Kafka DÖNÜŞÜM franz kafka hakkında franz kafka hakkında makaleler franz kafka kimdir franz kafka resimleri franz kafka öyküleri Franz Kafka-Dönüşüm Franz Kafka: Dönüşüm gregorsamsa Hakan Aksay intihar israil kafka kafka aforizmalar kafka aforizmaları kafka and bauer kafka and felice kafka biyografisi kafka dava kafka dönüşüm kafka dönüşüm hikayesi kafka eserleri kafka franz kafka kafka haberleri kafka hakkında kafka hakkında haberler kafka hayatı kafka hikayeleri kafka kimdir kafka kitapları kafka resimleri kafka sitesi Kafka ve Absurd Edebiyat kafka yazıları Kafka Yazınında Mekan Kafka'da Anlatım Tekniği Kafka'dan Alıntılar Kafka'nın Dönüşümü kafkanın hayatı kafkanın kitapları kafkanın porno merakı keder makale Mavi Oktav Defterleri max brod mehmet altan MEKÂN metafor Milenaya Mektuplar Mordecai Richler Nedim Gürsel Pakize Barışta porno Prometheus Puşkin ranz kafka reha muhtar star gazetesi taraf taraf gazetesi Taşrada Düğün Hazırlıkları - 102. Aforizma / Franz tel aviv Veysel Atayman www.franzkafka.0fra.com yazı Yüzyılın 100 Yazarıi

Arşivler

Şu anda kimler hatta?

Uye: 0
Ziyaretçi: 1

Tema seçin



kafka

Kafkaesk dünyadan bir tasvir


Franz Kafka’nın daha önce kitaplarda yer almamış anlatılarından oluşan Bir Kavganın Tasviri Can Yayınları tarafından yayımlandı
O sadece edebiyat yazarı değil aynı zamanda da filozoftu. Yaşamı boyunca yazdıklarının ölüm döşeğindeyken yakılmasını isteyen ve “Kendimden başka hiçbir eksiğim yok” diyebilecek kadar kendine de yabancı bir yazardı Franz Kafka. Hem edebiyatçı, hem de filozof ve en az öykü ve romanlarındaki kahramanları kadar yalnız olan Kafka, her ne kadar yazar olarak ardında kanıt bırakmadığını düşünerek ebedi hayata göç etmiş olsa da hiç şüphesiz 20. yüzyıl edebiyatını en derinden etkileyen yazar oldu.
Çocukluğu ve gençliğini aile baskısı altında geçirmiş ve özellikle babasıyla düzgün bir ilişki kuramayan Kafka, 1912’de yazdığı Hüküm adlı öyküyle babasız bir dünyanın arayışındayken kendine karşı yaşadığı yabancılaşmaya da işaret ediyordu. Ölümüne dek döneminde çok da ilgi toplamayan Kafka’nın ilk yapıtları Bir Savaşın Tasviri ve Taşrada Düğün Hazırlıkları 1912’den önce yayınlanırken 1912’den başlayarak Dönüşüm, Amerika, Dava adlı başyapıtları birbirini izledi. Edebi eleştirisi daha çok modernizm gibi bazı akımların okulları tarafından yapılan Kafka’nın eserlerinin içine işleyen umutsuzluk ve absürdlük sembolik varoluşculuk olarak düşünülmüştür hep. Kafka’nın anti bürokratik bakış açısını etkileyen anarşist duruş Ceza Kolonisinde, Dava ve Şato adlı eserlerinde de etkisini gösteriyordu. Kafka’nın ilk romanının birinci bölümü, Kayıp adı altında 1913’te yayımlanmış olsa da, Kafka’nın ölümünden sonra, Amerika adı altında ve tamamlanmış haliyle okura sunulmuştu.
Sosyalist-anarşist olarak görülen yazar, ikinci büyük romanı Dava’yı ise 1914 yılında yazmaya başladı ve Ceza Kolonisinde’yi aynı yıl kaleme aldı. Hayatı boyunca hep huzursuz ve belki de mutsuz yaşayan Kafka’ya göre; ne kadar küçük ve basit bir yaşamı olursa o kadar mutlu ve sorunsuz olacaktı. Öyle oldu mu bilinmez elbette ama öldüğünden beri hakkında belki de binlerce makale, yüzlerce kitap kaleme alınan Franz Kafka, hiç şüphesiz doğrudan dünya edebiyatına müthiş eserler vermiş, bir döneme değil, hiç hayal etmediği yüzyılların dünya edebiyatına damgasını vurmuş, hem yazın hem de düşün alanlarında binlerce insanı etkilemişti. Öykü ve romanlarında labirentler, düşsel ve alegorik tanımlamaları kullanarak bir bakıma mitsel bir yazar olan Kafka, Alman edebiyatının güçlü kalemi Thomas Mann’ın deyişiyle, bütün bu yapıtlarıyla birlikte dünya yazınının en okunmaya değer yazarları arasında yer alıyor şüphesiz. Her ne kadar ölümünden önce edebiyatçı olan arkadaşı Max Brod’a “Arkamda bıraktığım her şey... günlükler, el yazmaları, mektuplar, karalamalarımı ve bunların hepsini okumadan yakın” diye vasiyet etse de, Max Brod bu vasiyeti yerine getirmedi ve Kafka’nın tüm anlatıları, tüm kahramanları ve aforizmaları dünyaya yayıldıkça yayıldı. Franz Kafka’nın daha önce kitaplarda yer almamış bazı anlatılarını da içeren Ceza Kolonisinde’n sonra, bu kitabın devamı niteliğindeki Bir Kavganın Tasviri ise geçtiğimiz günlerde Can Yayınları tarafından yayımlandı. Yazarın ölümünden sonra ardında bıraktığı anlatılardan oluşan kitapta yer alan 34 anlatı, özünde yalnız olan bireyin, “kafkaesk” dünyanın çıkmaz sokaklarında var olma çabasını gözler önüne seriyor ve Kafka, varoluşun karanlık boyutlarını, kendisinden ne önce ne de sonra hiçbir yazarın ulaşamadığı bir yoğunlukta tasvir ediyor. Almanca aslından Türkçeye Tevfik Turan tarafından çevrilen Bir Kavganın Tasviri, aynı adlı anlatı ile başlıyor ve Taşrada Düğün Hazırlıkları, Avcı Gracchus, Prometheus, Reddediş, Sancho Pansa’yla İlgili Gerçek, Köy Öğretmeni, Savunucu, Yuvaya Dönüş gibi anlatılarla devam ediyor. Bir Kavganın Tasviri / Anlatılar II “kafkaesk” dünyanın giz dolu kapılarını bir kez daha aralamak, onun yarattığı öykülerdeki gerilimi, sıkıntıyı, korkuyu bir kez daha yaşamak ve onu anlamaya yaklaşmak için önemli bir kitap.
Fatih Uzuner · 55 görünüşler · 0 yorumlar
29 Eyl 2009

Okunmuş Kafka zihin açar, nazardan korumaz




Ruhbilimciler Çek yazar Franz Kafka’nın algı sınırlarını zorlayan metinlerini çalıştılar. Sonuç: Kafka okumak mucizevi bir şekilde zihni geliştiriyor

Sudokuyu veya kare bulmacaları bir kenara atın: eğer düşünme kapasitenizi genişletmek istiyorsanız, kendinizi Kafka’nın gerçeküstü hikâyelerine verin.
California ve British Columbia üniversitelerinden psikologların ortaklaşa yürüttüğü bir çalışmaya göre, gerçeküstücülükle bir şekilde temas kurmak örtük öğrenme fonksiyonlarını yöneten bilişsel mekanizmaları güçlendiriyor.

Kafka’nın labirenti zekayı geliştiriyor
Psikologlar yaptıkları deneyde, kontrol grubuna Kafka’nın, “bir doktorun hastasına ‘dünyevi olmayan atlarla’ yaptığı ziyareti, yatan hastanın yanına çıplak olarak uzanmasını ve sonra pencereden ‘çırılçıplak, bu alabildiğine mutsuz çağın ayazına açık’ şekilde kaçışını” anlattığı “Bir Köy Hekimi” (Ein Landarzt) adlı kısa hikâyesini okutmuşlar.

Denek grubuna da bu hikâyeyi okutmuşlar ancak bu kez, olay örgüsünü daha ayakları yere basan bir hale getirerek. Sonrasında, bu iki gruba sıralı harflerin mantığını çözmelerini gerektiren yapay bir dilbilgisi alıştırması verilerek, onlardan bu dizgilerin mantığını akıllarında tutarak, benzer dizgiye sahip olanları işaretlemeleri istenmiş.

California Üniversitesi’nde postdoktora çalışmasını yapan, araştırmanın sahiplerinden Travis Proulx, araştırmayla ilgili olarak Psychological Science adlı derginin eylül sayısında yazdığı makalesinde, “Mantıksız olan hikayeyi okuyanlar daha fazla dizgi işaretlediler - yapı teşhis etmek konusunda daha istekli oldukları aşikar” diyor. “Ancak, daha da önemlisi, hikayenin normal versiyonunu okuyanlardan daha fazla doğru işaretleme yapmış olmaları. Dizgiyi kesinlikle diğer katılımcılardan daha iyi öğrendiler.”

Proulx bu araştırmanın ardındaki mantığın, “aslen mantıksız görünen” bir şeyle karşılaştığımızda beyinlerimizin buna, çevremizdeki “başka türden bir yapıyı arayarak” cevap vermesi olduğunu söylüyor.

Yapılan bir başka testten de aynı sonuçlar elde edilmiş. İnsanlara geçmişte yaptıkları davranışların tutarsız olduğunu düşündürüp onların kendilerini yabancılaşmış hissetmeleri sağlanmış.
“Kafka’yı okurken de kimlik algınızda bir çöküş deneyimlediğinizde de sonuç aynıdır” diye yazıyor Proulx. “Alışkın oldukları çağrışımlar alaşağı edildiğinde insanlar rahatsız olurlar, bu da onlarda çevrelerini anlamlandırmak konusunda bilinçdışı bir istek uyandırır. Bu rahatsızlık hissine gerçeküstü bir hikaye okumaları veya tutarsız davranışları üzerine düşünmeleri neden olabilir. Her iki durumda da bundan kurtulmak isterler. O yüzden de yeni yapılar öğrenmeye yönelirler.”

Sınav öncesi Kafka’dan sakının
Ancak kişi eğer yabancılık hissiyle karşılaşacağını bekliyorsa onda bu etki görülmez: bu sonucun alınması için kişinin beklenmedik durumlar karşısında şaşırması ve bunları anlamlandıracak bir yol bulamaması gerekir, çünkü bu onu bir başka şeyi anlamlandırmak için çaba göstermeye yönlendirecektir.

“Yalnız, sınav öncesi oturup bir Kafka hikayesi okumanın sınavdaki başarınızı arttırmayacağını da belirtmekte fayda var” diye de ekliyor Proulx.

Kaynak:Taraf Gazetesi
Fatih Uzuner · 74 görünüşler · 0 yorumlar
29 Eyl 2009

Kafanızdaki Kafka’yı tersyüz etme zamanı

Alman dilinin ustası Prag doğumlu Yahudi yazar hakkında bildiklerimizi unutabiliriz. Kafka aslında mizahi dille yazan yakışıklı bir çapkındı

Buna Kafkaesk mi, Kafkayen mi denir diye tartışmayalım hiç; “Kafkavari” deyip çıkalım işin içinden.
Kafka’nın romanları, hikâyeleri klostrofobi duygusu verir insana, okurken siz de bürokrasinin çarkında sıkışıp kalacağınızı hissedersiniz. Karamsarsanız eğer, sayfaları çevirdikçe cevapsızlığın karanlığına giderek daha fazla gömülen karakterlerin hali bin beter karamsarlaştırır sizi. Kafkavari bir duygudur bu; eğlenmek için okunmaz Kafka. Kafka’nın karakterleri, başlarına ne gelirse gelsin kolay kolay güldürmez sizi.
Başka birinin kaleminde, Gregor Samsa’nın bir sabah hamamböceği olarak uyanması kahkaha vesilesi de olabilirdi belki; ama Kafka’da yüzünüze küçük bir tebessüm kondursun kondurmasın mutlaka göğsünüzü de sıkıştırır o uyanış. Bu bakımdan, Gabriel Garcia Marquez’in “Bana başka bir tarzda da yazılabileceğini gösteren hikâyedir” dediği Dönüşüm Kafkavariliğin zirvesidir belki de. Ya da belki de, Kafkaesk, Kafkayen veya Kafkavari denen şey bir yakıştırmadan ibarettir. Belki de Kafka, aslında Kafkavari değildir.
KAFAMIN İÇİNDEKİ DÜNYA • 125 yıl önce bugün doğan ve 41 yıllık hayatında “Alman dilinin 20. yüzyıldaki en usta kalemlerinden biri” olarak anılmasına yetecek üç roman (Dava, ?ato, Amerika), bir kısa roman (Dönüşüm), çok sayıda hikâye ve mektup üreten Franz Kafka hakkında bildiklerimizi unutmak için bir fırsat doğdu.
İngilizce’de yeni yayımlanan The Tremendous World Inside My Head (Kafamın İçindeki Muazzam Dünya), Louis Begley imzalı bir Franz Kafka biyografisi.
Bu kitap Kafka’yı öyle farklı anlatıyor ki, genç kuşağın en başarılı romancılarından İngiliz Zadie Smith’e göre, bundan böyle Kafka’yı iki tür okumak mümkün. İlki, yine Smith’in deyişiyle, “Kafka’yı Brodly okuma seçeneği.”
Smith’in, Praglı Yahudi yazarın yakın arkadaşı ve onun eserlerini, “Yazdıklarımı yakın” demesine aldırmadan, vasiyetine ihanet pahasına günümüze ulaştıran Max Brod’un adını bir zarf gibi kullanarak uydurduğu bu “Brodly okuma”, özetle Kafkavari dediğimiz o kaotik dünyanın kaotikten başka bir şey olamayacağına inanmış, Kafka’daki mizahı es geçen bir okuma. İkinci seçenek ise Kafka’yı “Begley okuma” seçeneği.
METAFİZİK BİR TEBESSÜM • Louis Begley, Kafamın İçindeki Dünya’da, Max Brod’un eleştirel süzgecinden geçen ciddiyetçi okumalar yerine Kafka’nın eserlerindeki “metafizik tebessüme” odaklanmayı öneriyor. Kafka’daki mizahı yakalamaya davet ediyor bizi. Aslında Brod’un da farkında olduğu, ama nedense Kafka’ya ya da kafasındaki Kafkavari tanımına yakıştıramadığı bir unsur mizah.
Öyle ki, Kafka aralarında Brod’un da olduğu bir grup arkadaşına Dava’nın ilk bölümünü yüksek sesle okuduğunda, odadakilerin yüksek sesle güldüğünü anlatan da yine Brod. Hatta şöyle yazıyor: “Kafka kendisi o kadar gülüyordu ki, gülmekten okumaya ara vermek zorunda kalmıştı.” Ve hemen “Kafkavari” bir reflekse ekliyor: “Bu bölümün ürkütücü samimiyetini düşünürseniz, çok şaşırtıcı bu.”
Louis Begley ise bu son cümleyi yıkmaya davet ediyor okuru. “?aşırmayın” diyor, “Kafka’yı okurken kıkır kıkır gülmek gelir içinizden. Gülün.”
YAKIŞIKLI, ÇAPKIN YÜZÜCÜ • Kafamızdaki imajı çelimsiz, ciddi, somurtkan olan Kafka’nın fiziksel ve sosyal portresine de yeniden bakabiliyoruz böylece.
Begley’i ve Begley’nin kitabını New York Review of Books’ta eleştiren Zadie Smith’i okuyunca, iki metre boyunda, çok iyi yüzen, sınıfının en parlak öğrencisi olan, çok şık giyinen, açık havada spor yapmaya düşkün, vejeteryen, çapkın, sinemaya, kabareye, kerhaneye gitmeye bayılan, patronuyla iyi geçinen, ikisi aynı kadınla olmak üzere üç kez nişanlanmış bir Franz Kafka’yla tanışıyoruz. Doğumunun 125. yıldönümünde “Kafka Kafkavari değilmiş meğer” diyesimiz geliyor.

Taraf Gazetesi

Fatih Uzuner · 122 görünüşler · 0 yorumlar
02 Haz 2009

Sade, Düğmeler ve Kafka

İnsanoğlunun evrendeki en saygın varlık olduğu kanısına, bu konuda aksini söyleyen başka bir yaratığın bulunmadığına bakılarak ulaşılabilir.–Lichtenberg


Zaman içinde, bugüne değin oluşturulan her felsefi disiplinin kendi içinde koruyucuları olduğunu ilk duyduğu yıllarda_ henüz hiçbir kitabı yayımlanmamıştı Carl’ın. Deneyimlerinin azlığı, kendine tam güvenememesi onu her adımında daha temkinli olmaya ve kabul gördüğü alanlarda bile suskunluğa itiyordu.

Tek odalı çatı katında onu ziyarete gelenlerle sabahlara kadar süren tartışmalarda kendini tutuyor, gerçekte düşündüklerini tam olarak açıklamaktan çekiniyordu. Tuttuğu notlar tüm teorik söylemler içinde bulunduğu çizgiyi aşar nitelikte görünüyor, bu da canını sıkıyordu. Yeniden tanımlama dediğinde, tüm çevresi bu çatısız kavramı bile aşırı buluyor, geçerli düşüncelerin tekrarlarıyla onu susturuyorlardı. Bir gece en yakın hocasını ziyarete gitmişti. Önce saygısından, sonra dışlanacağından emin olarak yine kendini ortaya koyamadan evine döndü. Ve yıllardır aldığı notlardan bir seçmeyi en yakın arkadaşı Isabella’ya okuma cesaretini gösterdi.

Kitabı basıldığında önce hocasının tüm çevresi onunla ilişkisini kopardı, sonra Isabella onu terketti. Yıllar sonra şöyle yazacaktı: ”Eve döndüğümde üniversiteden ayrılmayı düşünmeye başlamıştım. Yol boyunca yağmurun yüzüme vuran her damlası her adımda beni Sokrates’in, Nietzsche’nin yalnızlığına itiyordu sanki. Action dergisinde bir hafta önce okuduğum Kafka’ya saldırılar geldi aklıma. Ama Kafka’nın pek çok devrimciye ters gelen kitapları üzerine Carrouges’un sözleri çok daha önemliydi benim için: ”Kafka’nın tutumunun pek çok devrimciye iğrenç gelmesinin nedeni bürokrasiyi ve burjuva adaletini açıkça tartışma konusu yapmaması değildir; eğer kendini sınırlamış olsaydı ortaya çıkan boşluğu seve seve doldururlardı; onun tavrının çirkin bulunmasının nedeni, bütün bürokrasileri ve her tür sözde adaleti tartışma konusu yapmasıdır. ”Georges Bataille’ın yazdığı gibi de, komünistlerin düşmanca tutumu, esas olarak Kafka’nın yorumlanmasıyla ilgilidir ve bunun böyle olmasına şaşmamak gerekir. Tek bir gerekçeye saygı gösteren, beraberinde lüks yaşayışı ve çocuksuluğu getiren akıldışı değerleri, özel çıkar dürtüsünün gizli yansımaları olarak gören bir partinin egemen tavrı benimsemesi zordur. Komünizmde kabul edilebilecek tek egemen tavır, çocuğun gösterdiği egemen tavırdır, o da önemsiz sayıldığı için. Çocukları önemli sayan, egemen değerlere dokunabilmek için edebiyatla ilgilenen bir yetişkinin komünist toplumda yeri yoktur. Burjuva bireyciliğini mahkûm eden bir dünyada, yetişkin Kafka’nın açıklanamaz doğası, çocuksuluğu savunulamaz. İlkeleri bakımından komünizm, Kafka’nın taşıdığı anlamın tam reddi ve karşıtıdır.”

* * *

Kafka şöyle yazmıştı: ”Başımızı eğip gecenin karanlığına dalıyorduk. Gece ya da gündüz, saati yoktu! Bazen yeleklerimizin düğmeleri, ağızdaki dişler gibi birbirine çarpıyordu; bazen de, aramızda belli bir mesafe bırakarak koşuyorduk; tropikal hayvanlar gibi ağzımızdan alevler fışkırıyordu sanki. Eski zamanların süvarileri gibi eğilip eşeleniyor, birbirimizle çarpışarak kısacık sokağı çarçabuk iniyor, hızımızı alamayıp karşı yokuşun neredeyse tamamını tırmanıyorduk. Bazıları birer birer hendeğe atlıyor, tam bayırın karanlığında kaybolmuşken tarlaların kıyısındaki yolda beliriveriyor, sanki bizi tanımıyorlarmış gibi şöyle bir tepeden tırnağa süzüyorlardı...”

* * *

Anlamını bulan tüm teorik söylemler, kavramsal şemaların işleyiş yapısı, var olan pratiğin meşrulaşmasıdır.

* * *

Birkaç kişi birlikte yola çıkmışlar, bir işe gidiyorlarmış; önlerine bir gözü kör bir karga çıkmış. Yolculardan biri: ”Karga uğursuz hayvandır, dönelim geri!” demiş; ötekiler de döneceklermiş ama biri: ”Yahu demiş bu karga bizim başımıza geleceği nereden bilir? Bilseydi, kendi başına geleceği bilirdi de böyle bir gözü kör olmazdı!”

Aisopos’tan...

* * *

Fransız Devrimi günleriydi, dünya edebiyatının her zaman büyük tartışmalar yaratmış büyük asi yazarı Sade, Bastillle’de hapisti ve Tanrı’nın ona müstehak görebileceği daha büyük bir mutsuzluk olamazdı, çünkü Bastille isyanı sırasında elyazmaları kaybolmuştu. Bataille’a göre, bu yazılar diğer bütün kitaplarını aşan bir kitaptı, insanın, aslında, zincirlerinden boşanma gerçeğinin ta kendisi olduğunu, ona bunu bastırmanın ve susmanın öğretildiğini anlatıyordu. Sade şöyle yazmıştı: ”... Elyazmalarım kaybolduğu için gözlerimden kanlı yaşlar akıyor! ... size, bu kayıptan ötürü duyduğum umutsuzluğu anlatamam, çünkü benim için telafisi imkânsız bir durum...

... Kanlı gözyaşlarıyla beni her gün ağlatan elyazmalarım... Bu konuda yeterince ısrarlı olmadığım için beni affedin; yüreğimi öylesine parçalıyor ki, bu bahtsızlığı unutmaya çalışmak ve artık hiç kimseye söz etmemek daha iyi olacak galiba. Gerçi Bastillle evraklarının atıldığı yerlerde bir şeyler buldum; ama hiçbiri önemli yazılar değil...”

Sade Markizi 74 yılık yaşamının 32 yılını hapislerde geçirdi...

* * *

Aşkı, kadının erkeğe, erkeğin kadına karşı bir duygusu diye ele almak sorunu çok küçültmek olur. Dante’nin dediği gibi: ”Yıldızları da güneşleri de devindiren aşktır.


Mehmet Güreli-Taraf Gazetesi
Fatih Uzuner · 344 görünüşler · 0 yorumlar
02 Haz 2009

1, 2, 3 ... 9 ... 18  Sonraki sayfa