Takvim

Şubat 2010
PztiSalÇrşPerCumCmtsiPaz
 << < > >>
      1
2345678
9101112131415
16171819202122
232425262728 

Linkler

  • Heavy Metal Video
  • Kiþisel  Yazýlar
  • özgür roman

Ilan

Anahtar kelime (taglar)

aforizma aforizmalar ahmet ümit Albert Camus ANOREKSİK BİR ASEKSÜEL Avcı Gracchus Aycan Saroğlu bir köpeğin araştırmaları Bir Köy Doktoru Bordo Siyah Yayınları Dava DÖNÜŞÜM dönüşüm hikayesi elif şafak Ernest Fischer "Franz Kafka" Evrim Tevfik Güney fatih uzuner Felice Bauer franz kafka Franz Kafka (Düzyazı - Tam) Kaynak: Akbaba - Babi Franz Kafka (Düzyazı - Tam) Franz Kafka - A Country Doctor Franz Kafka Aforizmalar franz kafka biyografisi franz kafka değişim hikayesi Franz Kafka DÖNÜŞÜM franz kafka hakkında franz kafka hakkında makaleler franz kafka kimdir franz kafka resimleri franz kafka öyküleri Franz Kafka-Dönüşüm Franz Kafka: Dönüşüm gregorsamsa Hakan Aksay intihar israil kafka kafka aforizmalar kafka aforizmaları kafka and bauer kafka and felice kafka biyografisi kafka dava kafka dönüşüm kafka dönüşüm hikayesi kafka eserleri kafka franz kafka kafka haberleri kafka hakkında kafka hakkında haberler kafka hayatı kafka hikayeleri kafka kimdir kafka kitapları kafka resimleri kafka sitesi Kafka ve Absurd Edebiyat kafka yazıları Kafka Yazınında Mekan Kafka'da Anlatım Tekniği Kafka'dan Alıntılar Kafka'nın Dönüşümü kafkanın hayatı kafkanın kitapları kafkanın porno merakı keder makale Mavi Oktav Defterleri max brod mehmet altan MEKÂN metafor Milenaya Mektuplar Mordecai Richler Nedim Gürsel Pakize Barışta porno Prometheus Puşkin ranz kafka reha muhtar star gazetesi taraf taraf gazetesi Taşrada Düğün Hazırlıkları - 102. Aforizma / Franz tel aviv Veysel Atayman www.franzkafka.0fra.com yazı Yüzyılın 100 Yazarıi

Arşivler

Şu anda kimler hatta?

Uye: 0
Ziyaretçi: 1

Tema seçin



kafka

Anahtar kelime (taglar): "kafka"

Garip bir davadır bu

''Franz Kafka’nın Dava’sı, Bakırköy Belediyesi Tiyatroları’nda sahneleniyor. Oyunun uzunluğu sorun yaratsa da, bu Dava’nın başarısını engellemiyor. ''


K. bir sabah uyandığında odasında tanımadığı insanların olduğunu fark eder. Bu yabancılar onu almak için gelmiştir ve Joseph K., hiçbir suçu olmadığı halde tutuklanır. Ya biri yalan söylüyordur, ya da çok kötü bir iftiraya kurban gitmiştir. K., sıradan bir banka memurudur. İşi ve evi arasında bir hayat sürer, arada sırada da striptizci bir kadının ziyaretine gider. Onu tutuklayanlar da en az onun kadar sıradan ve basit memurlardır...

Ama onların üzerinde başkaları, o başkaların üzerinde de daha başkaları vardır. Ve K.’nın garip ve ironik macerası böylece başlamış olur. Bu elbette sadece K.’nın değil dünya edebiyatının en zor maceralarından biridir. Çünkü Franz Kafka’nın yazdığı Dava dünya edebiyatında Kafka isminin dolaşmasına neden olmuştur. Kafka’nın garip ve tüm dinamiklerini yine kendinden alan dünyasına bir giriş kitabıdır Dava. Bakırköy Belediyesi Tiyatroları Kafka’nın yarattığı evrene Dava adlı oyunla keskin bir giriş yapıyor ve Steven Berkoff’un oyunlaştırdığı eseri Turgay Kantürk sahneye koyuyor.

Turgay Kantürk, bir yandan edebiyatla yakın ilişki içinde olmanın yarattığı saygıyla, oyunu kitabın anlamına zarar vermeden yönetiyor ve gerçek üstücü kostümleri, dekoru ve karakterleriyle kitabın sahne üzerindeki halini daha seyirlik hale getirmeyi başarıyor. Dava’nın nedensizlik ve gizemli hali, oyunun bütününe yayılıyor. Kitabın okura kabul ettirdiği bu nedensellik hali sahnedeki dekor, kostüm ve yönetimi de izleyiciye kolayca kabul ettiriyor. Bu da her halükarda yönetmenin işini kolaylaştırdığı için ona sınırsız bir özgürlük kazandırıyor. Kantürk bu özgürlüğü oyun boyunca iyi kullanmış ve gerçeküstü bir oyun yaratmayı başarmış. Ama tüm bunları yaparken bazı yerlerde kontrolü elinden kaçırdığı ve abartıya kaçtığı yerler de yok değil. Öncelikle sahnedeki replik tekrarları gereksiz bir gürültü yaratıyor ve oyunun detaylarını vurgulamaktan ziyade seyircinin ilgisini dağıtıyor.

Oyunun en büyük sorunu ise uzunluğu; üç saate yakın bir zamana yayılıyor oyun. Elbette Dava gibi bir eseri ve onun detaylarını tek perdede anlatmak çok kolay değil, ama oyun beklenenden uzun sürünce de takibi güçleşiyor. Dava zor bir romandır ve haliyle oyunu da öyle koltuğa oturulup uyuklayarak izlenecek bir oyun değil, seyircinin dikkatini sürekli en üst seviyede tutması gerekiyor. Oyun uzadıkça, özellikle de ikinci perdeden ikinci yarasında seyirci yorulmuş oluyor. Bu yüzden de cuma akşamı yapılan galada olduğu gibi, seyirci gizli gizli, utana sıkıla kendi arasında konuşmaya başlıyor.

Oyunun uzunluğunun yarattığı sıkıntıyı bir kenara bırakırsak en büyük artısının Joseph K.’yı oynayan Edip Saner olduğunu söylemek gerekiyor. Saner oyunun her anında aynı dikkat ve özenle oynuyor rolünü. Oyun her ne kadar kalabalık bir kadroyla oynansa da Saner, bu kadronun içinde en yalnız insan, hiç kimsenin ona yardım etme şansı olmadığı gibi oyunun tamamında neredeyse sahnede kalmak zorunda. Ama o tüm bu sorunların altından da rahatlıkla kalkabiliyor.

Oyunun göze hoş gelen kısımlarından biri de Cem Yılmazer’in yarattığı dekor tasarımı. Kitabın mekânlarını yansıtmaya çok elverişli bir dekor hazırlamış Yılmazer, Kantürk de o sade dekor tasarımını en elverişli şekilde kullanmış.

Kafka’yı okumak kadar izlemenin de zor olduğunu elbette biliyoruz, ama yönetme ve Kafka isminin altında bir şeyler yapmanın da ne kadar zor olduğunu Bakırköy Belediye Tiyatroları bir kez daha kanıtlıyor. Oyun bazı sorunları olsa da bu sorunlar onun başarısını da çok engellemiyor.

Kaynak : Tarag Gazetesi

FERHAT ULUDERE ferhatuludere@gmail.com
Fatih Uzuner · Hiçbir görünüş yok · 0 yorumlar
16 Mar 2010

Kafka’dan hangi Babaya Mektup?

Baba, Tanrı mıdır?
Baba, devlet midir?
Baba, sistem midir?
Baba, doğanın buyurgan tarafı, neşeyi yok eden ceberrutluk, çekirdek ailenin jandarması mıdır yoksa?
Kafka için hepsinin toplamıdır bence, ama ortaya çıkan bu toplam, parçalarının toplamı değil, başka bir şeydir.
Kafka için baba, ataerkilliği temsil eden gücün bile ötesinde sömürüdür; ezen ve yok edendir. İçinde yaşadığımız ataerkil dönemin çekirdek aile modelinin “baba”sı, bundan başka bir şey değildir zira.
Franz Kafka’nın Babaya Mektup’u, ilk okumada, bir baba-oğul çatışması olduğunu zannettiriyor insana. Oysa, bu metni derin anlamıyla okuduğumuzda insanın ve insanlığın gerçek manalarını da deşen bir güçlü niyet, hatta hedefle de karşılaşıyoruz; insanın güçlülüğü ve güçsüzlüğü, güç fırsatçılığı, onun doğasından, aslında doğasındaki defodan kaynaklanıyor.
Kafka’nın, bu edebi ana motifi için pek çok araştırmacı, onun aslında burjuvaziyi ve kurumlarını deşifre ettiğini iddia etmişler.
Ama Franz Kafka, bana göre edebiyatında -özellikle Babaya Mektup gibi bir metinde- insanı deşifre ediyor:
“Olgusal ve sürüp giden şeylere tutunmayı tercih ettim. Senin karşında bir parça da olsa direnebilmek için, kısmen de bir tür intikam olarak, çok geçmeden sende fark ettiğim küçük, gülünç şeyleri gözlemlemeye, biriktirmeye, abartmaya başladım. Söz gelimi senin çoğu zaman yalnızca görünüşte senden üstün olan kişilere kolayca hayran kalmanı ve bunları, diyelim bir imparatorluk müşavirini ya da bunun gibi bir şeyleri durmadan anlatabilmeni (diğer taraftan senin, babamın kendi değeri için böylesi değersiz onaylara ihtiyaç duyması ve bunlarla böbürlenmesi üzerdi de beni).”
Babaya Mektup’un yazılma nedeni, 1919 yılında Franz Kafka ve babası Hermann Kafka arasındaki bir çatışmaya bağlanıyor. Franz Kafka 36 yaşındayken, Praglı Julie Wohryzek’le evlenmek ister. Ama, babası, bu evlilik planına karşı çıkar:
“Praglı Yahudi kızların iyi anladığı üzere, özellikle seçilmiş bir bluz giymişti herhalde, sen de bunun üzerine onunla evlenmeye karar verdin tabii. Hem de apar topar, bir hafta içinde, yarın, bugün. Seni anlamıyorum, yetişkin bir insansın, şehirde yaşıyorsun ve hemen rastgele biriyle evlenmekten başka bir şey gelmiyor aklına. Başka ihtimaller de yok mu burada? Eğer bundan korkuyorsan, seninle birlikte geliyorum” der babası.
Kafka gibi bir duyarlılık abidesinin babası, oğlunun en önemli girişimini böyle basitçe değerlendirmiştir işte. Oysa, kurum olarak inanmasa da, Kafka için evlenmek, bir ev açmaktır, bağımsızlaşmaktır; evlenmek, aşkın dışında sadece budur onun için. Epey geç kalmış olsa da, artık bir an önce baba otoritesinden kurtulma çabasıdır aynı zamanda; hiç olmazsa mekânını, babasıyla ilişkisinden uzaklaştırmaktır amacı.
“Evlilik en yoğun kurtuluşun ve bağımsızlığın güvencesi kesinlikle” der Kafka.
Kimdir bu baba?
Dayanıklı, çok sağlıklı, iştahı çok açık, güçlü sesli, kendinden hoşnut, dünyaya tepeden bakan, azimli, kararlı, insan sarrafı, anlık öfkelere kapılan, hata ve zaaflarında direnen, her fikri doğru bir erkek.
“Diğer taraftan senin özgüvenin öylesine güçlüydü ki, tutarlı olmak zorunda bile değildin ve buna rağmen hep haklı çıkıyordun. Bir konuda hiçbir fikre sahip olmadığın durumlar da görülebiliyordu, dolayısıyla o konuda mümkün olabilecek tüm fikirler istisnasız yanlış olmak zorundaydı. Söz gelimi Çeklere söverdin, sonra Almanlara, ardından Yahudilere, üstelik yalnızca belirli açılardan değil, her bakımdan söverdin ve sonuçta geriye senden başka kimse kalmazdı.”
Babaya Mektup, Kafka’nın korkusunu, zayıflığını, kendini hor görmesini ve bunlara neden olan baskıyı; kendi kaleminden, kendini tanıtarak ve bütün bunları aşarak, insanın ne menem bir canlı olduğunu ve de aile kurumunun içinde nasıl bir otoriterlik taşıdığını, büyük bir yüreklilikle açığa çıkaran bir metin.
Mektup denildiğine bakmayın siz. ___________________________________________________________________________
Pakize Barışta--- kaynak:http://www.taraf.com.tr/makale/1124.htm


resim:Kafka'nın babası
Fatih Uzuner · 207 görünüşler · 0 yorumlar
21 Kas 2008

Kafka-Milena... İktidarsız bir aşk...

Bu haftaki K Dergisi muhteşem” dedi sevdiğim bir arkadaşım... Açtım ki bir de ne göreyim, “Edebiyatçı Aşkları” köşesinde Franz Kafka’yla Milena’nın mektuplarla süren o travmatik, dramatik, psişik, platonik, ama muhteşem ölümsüz aşklarını işlemiş K Dergisi...

“Düzeyli! birlikteliklerin, fuhuş niyetine sevgili edinmelerin, akşamdan sabaha kahvaltıya bile kalmayan sevgilerin magazin bombardımanından” bıkmışım, nasıl daldım derinliklerine Franz Kafka’yla Milena’nın aşkının...

Bu Pazar size düzeyli! birlikteliklerden, fuhuş niyetine yaşanan aşklardan, kahvaltıya bile kalmayan sevgilerin çok ötelerinde yaşanmış bir aşkı anlatacağım...

Aslında yaşanmak istenip yaşanamamış bir aşktır Kafka’yla Milena’nın aşkı...

***


3 Temmuz 1883’de doğan Prag’lı bir Yahudi’ydi Franz Kafka...

Yahudi olduğu için Almanlar tarafından sevilmedi, Almanca konuştuğu için de bu kez Çekler tarafından da hor görüldü...

Ama onu esas hor gören ve hayatına damgasını vuracak olan babası Hermann Kafka’ydı...

İriyarı ve sağlıklı bir adamdı Hermann Kafka...

Franz Kafka ise çelimsiz bir vücuda sahipti...

Baba otoritesi bir süre sonra bir fobi haline geldi Kafka’da...

Otorite karşısında zaten zayıf olan bedeninin iyice küçülmeye, yok olmaya başladığına inandı...

Albert Camus’nun taş olmak istemesi gibi Kafka da kara saplanmış yararsız bir odun parçası olmak istedi...

***


Derin aşağılık kompleksleriyle yoğrulmuş bir dünyası vardı Kafka’nın ve “Kendi bedeninden değil hoşnut olmak, tiksinirdi neredeyse...”

1915’de yazdığı Değişim isimli öyküsünün ilk cümlesi kendi korkularını tarif eder gibidir:

“Samsa bir sabah korkulu bir düşten uyanınca, yatağının içinde kendini korkunç bir hamam böceği olarak buldu...”

Hamam böceği Samsa, bir süre utanç dolu ve anlamsız bir yaşam sürdükten sonra pis ve yalnız bir şekilde ölür...

Kafka hamam böceği Samsa tiplemesinde kendini aczini anlatmaktadır aslında...

Üstünde katlanılmaz bir ağırlığı olan babasından uzaklaşmak kendi başına varolabilmek adına evlenmek ve bir aile sahibi olmak istedi Kafka...

Ne ki onun gibi kompleksler altında yüzen bir adamın altından kalkabileceği bir iş değildir bu...

Kadınlarla mektuplaşmaktan başka bir şey yapamadı...

Bu yolla cinsel ilişki kurmak imkansız olduğu için hiçbir zaman çocuk sahibi olamadı...

***


Mektup arkadaşlarından biri Felici Bauer’le iki kere nişanlandı, ama esas aşkı kitaplarının çevirisini yapan Milena’dır...

Milena evliydi, kocasıyla mutsuzdu, o da Kafka’ya karşı tutkulu bir aşk hissetti...

Mektup, mektup, mektup...

Mektuplarla sürdü o tutku dolu Kafka’nın “İçimi bıçakla deliyor” dediği aşkları...

Mektuplaştıkları üç yıl boyunca iki üç defa görüşebildiler...

Görüşmeleri Kafka’ya daha da büyük bir acı verdi ve fakat yaratıcılığını tetkikledi...

“Anladığım kadarı ile ikimiz de çok çekingen ve ürkek kişileriz Milena...

Birbirimize gönderdiğimiz mektuplar o kadar çekingen o kadar korku dolu ki...

Bir odadayız Milena...

Birbirine bakan iki kapının ardındayız ama ayrı ayrı...

Biri açacak olsa diğeri hemen ürküp kapıyor kapıyı...

Halbuki bu iki kişilik ürkeklik, bu kadar benzemese, biri diğerine hiç aldırış etmese açsa kapıyı çıksa dışarı odayı düzenlese...

Ama hayır o da en az diğeri kadar ürküyor ve saklanıyor kapısının ardına ve o güzelim oda bomboş kalıyor ortada...

Yeryüzündeki 38 yıllık yolculuğumdan sonra bir dönemeçte sana rastlıyorum ve bu geç gelen hiç beklemediğim karşılaşma sonrasında ne yapacağımı bilmez şaşırıp kalıyorum...”

Böyle yazdı Kafka Milena’ya mektuplarından birinde...

Milena’yla mektuplaşmaları bittikten bir yıl sonra Viyana yakınlarında bir sanatoryumda ağzından kanlı öksürükler gele gele öldü Kafka...

Ölürken yalnız değildi...

Gencecik bir kız vardı yanında...

Dora Diamant...

İlk kez veremli yatağında mektup yazmadan konuşabileceği bir kadını vardı Kafka’nın...

Ölürken tuhaf bir huzur içindeydi...


*****
Reha Muhtar

kaynak:http://haber.gazetevatan.com/haberdetay.asp?tarih=05.10.2008&Newsid=201942&Categoryid=4&wid=136
Fatih Uzuner · 265 görünüşler · 0 yorumlar
29 Eki 2008

Kafka’nın taş bebeği

Bir yeryüzü cennetinde; ateş, hava, su, toprak ve ağaç enerjisinin coğrafyayı aşka sardığı bir yerde, acı ve kayıp haberleri aldım. İçimi kıran sızıdan ağaçlara, denize, taşa, ormana kaçtım. Onlar dilimi anladılar ve bir hikaye yazmama yardım ettiler. Hikayesiz olmak istemezdim. Kimse hikayesiz kalmasın. Herkes kendi masalını yazar, herkesin hikayesi bir başkasının hikayesi ile başlar. Ve hikaye sürdüğü sürece gerçek yoktur... Şimdi size Kafka’yla küçük bir kızın hikayesini anlatacağım. Paul Auster’ın ‘Brooklyn Çılgınlıkları’ından arkadaşım Ayfer aktardı...

Ölmeden önceki son yılında Kafka aşık olduğu ve birlikte yaşadığı tek kadın 19 yaşındaki Dora Diamant’la Berlin’e yerleşir. Son aylar yaşamındaki en mutlu aylardır. Giderek bozulan sağlığına rağmen, yiyecek kıtlığı, siyasal ayaklanmalar, Alman tarihinin gördüğü en ağır enflasyon gibi Berlin’deki sosyal durumlara rağmen. Bu dünyada fazla zamanı kalmadığını kesinlikle bilmesine rağmen.

Bir ikindi vakti parkta gezintiye çıktığında hıçkıra hıçkıra ağlayan küçük bir kızla karşılaşır. Çocuk kaybettiği bebeğine ağlamaktadır. Kafka ona bebeğinin gezintiye çıktığını söyler, küçük kızı buna inandırmak için de bebeğin ona mektup yazdığını sözlerine ekler. Kafka gerçek bir yazınsal çabayla küçük kıza bir mektup yazar. Ertesi gün parkta küçük kıza mektubu okur. Taş bebek gittiği için üzgünmüş ama hep aynı insanlarla yaşamaktan bıkmış. Dünyayı görmek, yeni arkadaşlar edinmek istiyormuş. Küçük kızı sevmediğinden değil ama çevresini değiştirmek istediği için gitmiş, bu yüzden bir süre ayrı kalacaklarmış. Ama kıza her gün yazıp neler yaptığını anlatacağına dair söz veriyormuş.

Kafka’nın ilk mektubu yazma zahmetine girmesi bile şaşırtıcıyken o hiç tanımadığı bu kız çocuğunu avutmak için her gün mektup yazmaya girişir. Gelmiş geçmiş en büyük yazarlardan Kafka tam üç hafta boyunca küçük kıza mektup yazar ve küçük kıza parkta o mektupları okur. Taş bebek büyür, okula gider, yeni insanlarla tanışır. Küçük kızı ne kadar sevdiğini her mektupta yineler ama bir takım sorunların eve dönmesini engellediğini yazar. Kafka taş bebeğin küçük kızın hayatından tamamen çıkacağı ana yavaş yavaş hazırlar çocuğu. İnandırıcı bir son arar. Sonunda bebeği evlendirmeye karar verir. Bebeğin aşık olduğu delikanlıyı tarif eder, nişanı köy düğününü hatta oturdukları evi bile uzun uzun anlatır. Mektubun son satırında bebek eski ve sevgili arkadaşına veda eder.

O noktaya gelindiğinde kız artık bebeğini özlemekten, aramaktan vazgeçmiştir. Kafka bebeğin yerine başka bir şey vermiştir çocuğa ve o üç hafta içinde mektuplar kızın üzüntüsünü gidermiştir. Kızın bir hikayesi vardır artık ve insan bir hikayenin içinde, bir hayal dünyasında yaşayabilecek kadar şanslıysa, gerçek dünyanın acıları sona erer. Çünkü hikaye devam ettiği sürece gerçek yoktur.

Aycan Saroğlu
kaynak:http://www.aksam.com.tr/yazar.asp?a=131954,10,159
Fatih Uzuner · 181 görünüşler · 0 yorumlar
29 Eki 2008

Kılıç

Ruhunuza bir kılıç saplanmışsa,yapılacak iş,serinkanlılıkla durumu izlemek,kan kaybetmemek,kılıcın soğukluğunu bir taşın soğukluğuyla kabüllenmektir.Birbiri ardına saplanan kılıç darbeleri sayesinde,yaralanmazlık aşamasına varmaktır

Mavi Oktav Defterleri

3.defter
franz kafka
Fatih Uzuner · 152 görünüşler · 0 yorumlar
29 Eki 2008

Altın Kelepçe

Bende -başka kim yeteneklerinden böyle açık açık söz edebilir?-şanslı,yorulmak nedir bilmez,eski bir olta balıkçısının bileği var.Örneğin,balığa çıkmadan önce evde otururum ve yakından bakarak ,sağ elimi bir bu yana ,bir öte yana çeviririm.Bu hareket,bileğimin görünüşü ve hissi,çıkacağım balık avının sonucunu çoğunlukla ayrıntılarına dek bana bildirir.Çevik bileğimde yatan peygamberimsi sezgi gücü;dinlendiğim zamanlar gücünü yeniden toplaması için bileğimi altın bir kelepçeyle sarıp sarmalarım.Avlanacağım yerdeki suyu ve belli saatlere özgü belli akıntıları görürüm;ırmağın belli bir kesiti gözümün önünde belirir;sayılarını ve türlerini kesinlikle bildiğim balıklar,on,yirmi,hatta yüz ayrı köşeden söz konusu ırmak kesitine doğru yola koyulurlar;şimdi oltayı nasıl kullanacağımı bilirim;bazıları hiç zarar görmeden başlarını sudan çıkarırlar,işte o zaman oltayı önlerinde ileri geri oynatırım,o anda oltaya takılırlar;bu kader anının kısalığı evde,masanın başında bile beni büyüler;diğer bazıları karınlarına varıncaya dek sudan dışarı fırlarlar,şimdi elimi çabuk tutma zamanıdır,bazılarını hala yakalayabilirim,öbürleri yine suyun tehlikeli yüzünden kuyrukları üzerinde kayıyorlar,bir süre için benden kurtuluyorlar,ama sadece bu kez,gerçek bir oltacının elinden hiçbir balık kurtulamaz çünkü.


Mavi Oktav Defterleri Franz Kafka 1.defter
Fatih Uzuner · 673 görünüşler · 2 yorumlar
29 Eki 2008

1, 2, 3, 4  Sonraki sayfa