Haz/17/2009
Bir Kavganın Tasviri
Franz Kafka’nın daha önce kitaplarda yer almamış anlatılarından oluşan Bir Kavganın Tasviri Can Yayınları tarafından yayımlandı
O sadece edebiyat yazarı değil aynı zamanda da filozoftu. Yaşamı boyunca yazdıklarının ölüm döşeğindeyken yakılmasını isteyen ve “Kendimden başka hiçbir eksiğim yok” diyebilecek kadar kendine de yabancı bir yazardı Franz Kafka. Hem edebiyatçı, hem de filozof ve en az öykü ve romanlarındaki kahramanları kadar yalnız olan Kafka, her ne kadar yazar olarak ardında kanıt bırakmadığını düşünerek ebedi hayata göç etmiş olsa da hiç şüphesiz 20. yüzyıl edebiyatını en derinden etkileyen yazar oldu.
Çocukluğu ve gençliğini aile baskısı altında geçirmiş ve özellikle babasıyla düzgün bir ilişki kuramayan Kafka, 1912’de yazdığı Hüküm adlı öyküyle babasız bir dünyanın arayışındayken kendine karşı yaşadığı yabancılaşmaya da işaret ediyordu. Ölümüne dek döneminde çok da ilgi toplamayan Kafka’nın ilk yapıtları Bir Savaşın Tasviri ve Taşrada Düğün Hazırlıkları 1912’den önce yayınlanırken 1912’den başlayarak Dönüşüm, Amerika, Dava adlı başyapıtları birbirini izledi. Edebi eleştirisi daha çok modernizm gibi bazı akımların okulları tarafından yapılan Kafka’nın eserlerinin içine işleyen umutsuzluk ve absürdlük sembolik varoluşculuk olarak düşünülmüştür hep. Kafka’nın anti bürokratik bakış açısını etkileyen anarşist duruş Ceza Kolonisinde, Dava ve Şato adlı eserlerinde de etkisini gösteriyordu. Kafka’nın ilk romanının birinci bölümü, Kayıp adı altında 1913’te yayımlanmış olsa da, Kafka’nın ölümünden sonra, Amerika adı altında ve tamamlanmış haliyle okura sunulmuştu.
Sosyalist-anarşist olarak görülen yazar, ikinci büyük romanı Dava’yı ise 1914 yılında yazmaya başladı ve Ceza Kolonisinde’yi aynı yıl kaleme aldı. Hayatı boyunca hep huzursuz ve belki de mutsuz yaşayan Kafka’ya göre; ne kadar küçük ve basit bir yaşamı olursa o kadar mutlu ve sorunsuz olacaktı. Öyle oldu mu bilinmez elbette ama öldüğünden beri hakkında belki de binlerce makale, yüzlerce kitap kaleme alınan Franz Kafka, hiç şüphesiz doğrudan dünya edebiyatına müthiş eserler vermiş, bir döneme değil, hiç hayal etmediği yüzyılların dünya edebiyatına damgasını vurmuş, hem yazın hem de düşün alanlarında binlerce insanı etkilemişti. Öykü ve romanlarında labirentler, düşsel ve alegorik tanımlamaları kullanarak bir bakıma mitsel bir yazar olan Kafka, Alman edebiyatının güçlü kalemi Thomas Mann’ın deyişiyle, bütün bu yapıtlarıyla birlikte dünya yazınının en okunmaya değer yazarları arasında yer alıyor şüphesiz. Her ne kadar ölümünden önce edebiyatçı olan arkadaşı Max Brod’a “Arkamda bıraktığım her şey... günlükler, el yazmaları, mektuplar, karalamalarımı ve bunların hepsini okumadan yakın” diye vasiyet etse de, Max Brod bu vasiyeti yerine getirmedi ve Kafka’nın tüm anlatıları, tüm kahramanları ve aforizmaları dünyaya yayıldıkça yayıldı. Franz Kafka’nın daha önce kitaplarda yer almamış bazı anlatılarını da içeren Ceza Kolonisinde’n sonra, bu kitabın devamı niteliğindeki Bir Kavganın Tasviri ise geçtiğimiz günlerde Can Yayınları tarafından yayımlandı. Yazarın ölümünden sonra ardında bıraktığı anlatılardan oluşan kitapta yer alan 34 anlatı, özünde yalnız olan bireyin, “kafkaesk” dünyanın çıkmaz sokaklarında var olma çabasını gözler önüne seriyor ve Kafka, varoluşun karanlık boyutlarını, kendisinden ne önce ne de sonra hiçbir yazarın ulaşamadığı bir yoğunlukta tasvir ediyor. Almanca aslından Türkçeye Tevfik Turan tarafından çevrilen Bir Kavganın Tasviri, aynı adlı anlatı ile başlıyor ve Taşrada Düğün Hazırlıkları, Avcı Gracchus, Prometheus, Reddediş, Sancho Pansa’yla İlgili Gerçek, Köy Öğretmeni, Savunucu, Yuvaya Dönüş gibi anlatılarla devam ediyor. Bir Kavganın Tasviri / Anlatılar II “kafkaesk” dünyanın giz dolu kapılarını bir kez daha aralamak, onun yarattığı öykülerdeki gerilimi, sıkıntıyı, korkuyu bir kez daha yaşamak ve onu anlamaya yaklaşmak için önemli bir kitap.
O sadece edebiyat yazarı değil aynı zamanda da filozoftu. Yaşamı boyunca yazdıklarının ölüm döşeğindeyken yakılmasını isteyen ve “Kendimden başka hiçbir eksiğim yok” diyebilecek kadar kendine de yabancı bir yazardı Franz Kafka. Hem edebiyatçı, hem de filozof ve en az öykü ve romanlarındaki kahramanları kadar yalnız olan Kafka, her ne kadar yazar olarak ardında kanıt bırakmadığını düşünerek ebedi hayata göç etmiş olsa da hiç şüphesiz 20. yüzyıl edebiyatını en derinden etkileyen yazar oldu.
Çocukluğu ve gençliğini aile baskısı altında geçirmiş ve özellikle babasıyla düzgün bir ilişki kuramayan Kafka, 1912’de yazdığı Hüküm adlı öyküyle babasız bir dünyanın arayışındayken kendine karşı yaşadığı yabancılaşmaya da işaret ediyordu. Ölümüne dek döneminde çok da ilgi toplamayan Kafka’nın ilk yapıtları Bir Savaşın Tasviri ve Taşrada Düğün Hazırlıkları 1912’den önce yayınlanırken 1912’den başlayarak Dönüşüm, Amerika, Dava adlı başyapıtları birbirini izledi. Edebi eleştirisi daha çok modernizm gibi bazı akımların okulları tarafından yapılan Kafka’nın eserlerinin içine işleyen umutsuzluk ve absürdlük sembolik varoluşculuk olarak düşünülmüştür hep. Kafka’nın anti bürokratik bakış açısını etkileyen anarşist duruş Ceza Kolonisinde, Dava ve Şato adlı eserlerinde de etkisini gösteriyordu. Kafka’nın ilk romanının birinci bölümü, Kayıp adı altında 1913’te yayımlanmış olsa da, Kafka’nın ölümünden sonra, Amerika adı altında ve tamamlanmış haliyle okura sunulmuştu.
Sosyalist-anarşist olarak görülen yazar, ikinci büyük romanı Dava’yı ise 1914 yılında yazmaya başladı ve Ceza Kolonisinde’yi aynı yıl kaleme aldı. Hayatı boyunca hep huzursuz ve belki de mutsuz yaşayan Kafka’ya göre; ne kadar küçük ve basit bir yaşamı olursa o kadar mutlu ve sorunsuz olacaktı. Öyle oldu mu bilinmez elbette ama öldüğünden beri hakkında belki de binlerce makale, yüzlerce kitap kaleme alınan Franz Kafka, hiç şüphesiz doğrudan dünya edebiyatına müthiş eserler vermiş, bir döneme değil, hiç hayal etmediği yüzyılların dünya edebiyatına damgasını vurmuş, hem yazın hem de düşün alanlarında binlerce insanı etkilemişti. Öykü ve romanlarında labirentler, düşsel ve alegorik tanımlamaları kullanarak bir bakıma mitsel bir yazar olan Kafka, Alman edebiyatının güçlü kalemi Thomas Mann’ın deyişiyle, bütün bu yapıtlarıyla birlikte dünya yazınının en okunmaya değer yazarları arasında yer alıyor şüphesiz. Her ne kadar ölümünden önce edebiyatçı olan arkadaşı Max Brod’a “Arkamda bıraktığım her şey... günlükler, el yazmaları, mektuplar, karalamalarımı ve bunların hepsini okumadan yakın” diye vasiyet etse de, Max Brod bu vasiyeti yerine getirmedi ve Kafka’nın tüm anlatıları, tüm kahramanları ve aforizmaları dünyaya yayıldıkça yayıldı. Franz Kafka’nın daha önce kitaplarda yer almamış bazı anlatılarını da içeren Ceza Kolonisinde’n sonra, bu kitabın devamı niteliğindeki Bir Kavganın Tasviri ise geçtiğimiz günlerde Can Yayınları tarafından yayımlandı. Yazarın ölümünden sonra ardında bıraktığı anlatılardan oluşan kitapta yer alan 34 anlatı, özünde yalnız olan bireyin, “kafkaesk” dünyanın çıkmaz sokaklarında var olma çabasını gözler önüne seriyor ve Kafka, varoluşun karanlık boyutlarını, kendisinden ne önce ne de sonra hiçbir yazarın ulaşamadığı bir yoğunlukta tasvir ediyor. Almanca aslından Türkçeye Tevfik Turan tarafından çevrilen Bir Kavganın Tasviri, aynı adlı anlatı ile başlıyor ve Taşrada Düğün Hazırlıkları, Avcı Gracchus, Prometheus, Reddediş, Sancho Pansa’yla İlgili Gerçek, Köy Öğretmeni, Savunucu, Yuvaya Dönüş gibi anlatılarla devam ediyor. Bir Kavganın Tasviri / Anlatılar II “kafkaesk” dünyanın giz dolu kapılarını bir kez daha aralamak, onun yarattığı öykülerdeki gerilimi, sıkıntıyı, korkuyu bir kez daha yaşamak ve onu anlamaya yaklaşmak için önemli bir kitap.




03/01/09 @ 02:09:17
tarafından Fatih Uzuner
29/10/08 @ 00:41:22
tarafından Fatih Uzuner
25/10/08 @ 18:55:34
tarafından Fatih Uzuner
Bu yazı daha çok kitabı ...
22/10/08 @ 17:08:46
tarafından Fatih Uzuner
gerçekten detaylı bir araştırmanın ürünü bu ...
22/10/08 @ 17:07:24
tarafından Fatih Uzuner