Hayatını, birbiri ardına geçen gün doğumlarını gün batımlarına
ekleye ekleye adeta bir mecburiyetmiş gibi yaşayan bir insan için,
dünya kesinlikle tahammül edilemez bir yer olur. Böylesi bir dünyada
böylesine mecbur edilmiş bir yaşamı sürdürebilmek ise hiç kuşkusuz hem
dünyayı hem de yaşamı kişisel bir mesele haline getirir ve insan
varlığı er yada geç gitmekle kalmak arasında salınan bir inadın
cenderesine sıkışıp kalır…
Bununla beraber dünyasıyla mecburiyetinin o gayrimeşru
beraberliğinden doğurduğu inadı ne kadar güçlü olursa olsun fazlaca bir
işe yaramaz ve insan ne anasına ne de babasına hayrı dokunmayan yabanıl
bir evlat gibi büyüyen bu inatla, başından sonuna kadar gitmek zorunda
olduğu hayat çizgisi üzerinde öyle bir noktaya gelir ki, anlamla
anlamsızlığın birbirine değdiği bu noktada ise bir anda bütün geriye
dönüş umutları tek tek silinir ve kanarlarına çarpıla çarpıla yaşanan
dünyanın karanlık odalarında yönünü şaşırmış, çaresiz ve sessiz bir
çığlık yankılanır…
‘…Dünyanın acılarından uzak tutabilirsin kendini, böyle yapmakta
özgürsün ve senin doğana kalmıştır bu, ama kaçınabileceğin bir acı var
ise, işte buda belki bu uzak tutuştur…’
Aslında ulaşılmak istendiği kadar da ulaşılmaması gerekene doğru güçsüz adımlarla yola çıkan bir insanın çığlığıdır bu…
Oysa yolculuk başlamış, geri dönüşü olmayan o meşum noktaya kadar gelinmiş ve gereklilik çemberi tamamlanmıştır.
Öyle doğduğu yada öyle olduğundan olsa gerek, bu insan için artık ne
kadar yuvarlatılırsa yuvarlatılsın tamamen kişisel ve köşeli bir dünya
söz konusudur.
Kendi ‘Yargı’sını kendisi yapan ama ‘Dava’sını başkalarının yürüttüğü
bu adam için bu köşeli dünyanın öteki adı ise ‘Çöl’ dür artık ve kırk
yıldır kıvrana kıvrana yaşanan ve gidilemeyesi ‘Kenan’ a varmak için
terk edilmesi gereken son topraktır belki de…
Sorun ise sadece ‘Çöl’de yada dile düşen bu çöle içkin acı da değil, dışarıda da bir ‘Kenan’ın olmayışındadır…
Kenarları aşı(n/l)arak dışına çıkılan bu çöl’ün öte tarafında da kala
kala sadece bir çöl anlatısı kalmıştır, ki; belki de asıl ‘Kenan’
şeytana hizmetin bedeli olarak, zoraki yaşamdan çalınıp ateşler içinde
dile gelen bu yazınsal uğraşın ta kendisidir…
I
İnsan yaşamının ve doğal olanın sanat yapıtının kurgusal gerçeğine
dönüştüğü karmaşık anlatısında insana, en ince ayrıntısına kadar
ışıklandırılmış fakat içinde yer aldıkları bağlamı karanlıkta bırakan
bir dizi resim sunar Kafka.
Sanki de yaşadığı dünya ile kurgusal evreni arasında bir köprü kurmak
istemiş gibidir. Bu yüzden de yapıtını ne sadece bir roman, ne sadece
bir destan nede eğretilemelerle dolu soyut bir çabanın ürünü olarak
değerlendirmek pek kolay değildir.
Herkesin nasıl olupta hissedemediği bir gerçeği görmüş, bunu açık etmek
için de ‘…çünkü sana yoksunu olduğun şeyi değil, bir şeyin yoksunu
olduğunu göstermek istiyorum…’ diyerek kendine ve yazma eylemine özgün
ve tehlikeli bir ihbarcılık kazandırmıştır.
Bunun içinde yaşamaya mecbur edildiği dünyaya benzeyen bir başka dünya
yaratmış ve miadının ne zaman dolacağı kestirilemeyen bir zamanın
başlıca özelliği durumundaki metafizik duyganlığın tüm inceliklerini de
bu dünyaya doldurmuştur.
Kafka’nın
gizlendiği gerçek ve tahammülü zor dünyanın cana batan coğrafyasındaki
çok sayıda görüntüden oluşturduğu bu kurgusal dünya ise gözlemlenebilir
gerçeklikten – asla arkaik yada sonrasız olmayan ama en ileri ölçüde de
modern ve anımsanabilir- bir gerçeklikten kaynaklanan sahih bir şiir
gibidir…
II
İnsanın elinden kayıp giden ve başına buyruk devinimlerle değişen nesnelerin dünyasıdır Kafka’nın dünyası. Ve bu dünya üzerinde Kafka
için belirleyici olan, yoğun görüntü ile özenle betimlenmiş arıntıdan
oluşma bir bütün yada insana yazının hışırtılarını algılatan,
yoğunlaştırılmış bir düzyazının benzeştiği nesnel ve sezgisel
gerçekliğin dolayımsız bir algılanışı, nesneleşen gerçeğin cansız bir
araca dönüşmesi ve her iki dünyada da olup biten herşeyin nesne
kalıbında donup katılaşmasının açık seçikliğidir.
Adsız ve basamaklı bir dünyadır Kafka’nın
dünyası. Ne anlamsız nede saçmadır, yapıtında anlamsız ve saçma olan
ise insanın böylesi bir dünyada benliğini yitirerek ‘şey’ kişiliksiz ve
garip bir ‘şey’ haline gelmesidir. Birey sonu belirsiz bir savaşımda
yenik düşmüş, içinde tikel ve genel bir sorunun acıyla yer aldığı bir
toplumu göğüslemiş ve beyhude yere bu toplum içerisinde kendisine bir
yer bulup, onu anlamlı bütünlüğü içerisinde yakalamaya çalışmıştır.
Anlamsızlığın Kafka’nın dünyasındaki yeri anlaşılamazlıkla belirlenmiştir
Bu anlaşılamazlıktır ki, ‘Amerika’ dan ‘Dava’ya kadar bütün yapıtının
ve asıl derinliği barındıran hikayelerinin anlamıdır aynı zamanda…
III
Kafka’dan
önce çoğunlukla bütün boyutlarıyla insan yaşamı, gündelik hayat ve bu
hayatla bağlantılı kişiler, kurumlar ve ilişkiler insanın insanla ve
toplumla arasında çıkan çatışmaların baş gösterdiği birer olgu olarak
ele alınmalarına rağmen Kafka’da bu kişi, toplum ve kurumlar kendi içkinliklerine uygun birer mekanizma gibidir…
Bu mekanizma içerisinde süregelen kalıp davranışlar, kurallar ve
yasalarda koyu bir bilinemezliğin gizleriyle sarılıdır. Bilinmeyenin
arayışına dönük bir çabanın serimlendiği Kafka’nın
bütün eserlerinde kahramanlarının gerçekliği de bu yüzden
tartışmalıdır. Kahramanlarını yaşamsal gerçeklik içerisinde adeta ezim
ezim ezildikleri halde hiçbir şey anlamadıkları koskoca bir dünya da
karakterize eden Kafka
bazen de onları gülünç hallere sokarak hem insanlar karşısındaki
sorumluluğunu hem de metafizik sorumluluğunu derinden duyan, yaşadığı
dünyaya karşı kayıtsız kalmakla kendini kabahatli hale getiren bir
doğuştan suçlu ruh’un – büyük ölçüde de kendi ruhunun – savaşını
anlatmaktadır.
Kuralları baştan belirlenmiş bir dünya ve yaşam karşısında dondurucu
bir ürperişle gerçekleşen bu savaş onun bu katılaşmış dünyanın kasvetli
koridorlarında belli belirsiz dolaştırdığı ironik tavrıyla şekillenen
ve konuya bağlı olamayan bir neşeyi de içerir.
Daha çok kullandığı kelimelerin apaçık ve pırıl pırıl pırıldamasından
kaynaklanan bu neşe de çoğunlukla üzgün ve istihza dolu bir gülümsemeye
benzer.
Max Brod’un üzgün bir kalple neşeli bir zihne sahip olduğunu söylediği Kafka bütün bu halleriyle de sanki de iyilik, merhamet, şefkat gibi duyguları acı bir alayla çarpıştırarak biraz da ‘Pascal’lık yapar
İnsanı buruk bir gülümsemenin karanlık ve dönüşü yok labirentlerine
götüren bu ironi onun acıklı ile gülünç olanı ustaca birleştirebilen
bir başka yönünü de ortaya koyar böylelikle. Yinede onun bu yönü,
Deleuze-Guattari’nin şizoanalizi edebiyata uyguladıkları çalışmalarında
söyledikleri gibi Kafka’yı
epey politik ve bir o kadar da neşeli bir yazar olarak tanımlamaya
yetmez. Aksine onun neşesi ‘sosyal makina’nın tekerlerini ve frenlerini
kabaca tamir edip, onu aşırı derecede yükleyen bir deneycinin
neşesinden çok tekerleri belirsiz bir yöne döndürülmüş ve onun istenci
dışında hareket ettirildikten sonra sonra da aniden frenlenmiş bir
‘sosyal makina’ karşısında yüce bir üslup sahibinin dile getirdiği
türden bir neşedir.Karanlık ve buz gibi bir neşe…
IV
Vücutları şanlı şerefli ölümlerle ortadan kaldırılsa da, ruhları zafere erişen tragedya kahramanlarının aksine Kafka’nın
kahramanları ne vücutlarını nede ruhlarını huzura kavuşturamazlar
hiçbir zaman. Hepsi zavallı bir görünüme sahip olan bu alelade insanlar
alınyazılarının korkutucu ve şaşırtıcı başkalığı ve ifrat derecesindeki
uysallıklarıyla da her nasıl olursa bayağılıktan kurtulabilirler.
Sanki de acıklı ve bilinmeyen bir evrende yaşayan bu başka adamlar
tıpkı Bataille’in söylediği gibi ‘yenilen fakat bu yenilgileriyle anlam
kazanan’ bir kader le önlerine çıkan bütün bir dünya da alınlarını vura
vura yerleşmeye ve anlamsızlaşan bu dünya içerisinde bir uçuş hattı,
bir kaçış çizgisi yada bir sızıntı noktası bulmak için en düşük
dayanıklılık çizgisinde dururlar…
Prensleri sahneye koyan tragedyada her şey en büyük kötülük hatta ölüm bile soylu iken, Kafka’da
böyle bir soyluluğa rastlanmaz. Onun asıl yaptığı bayağı insanların
yaşamak, göğüslemek ve yerleşmek zorunda kaldıkları bir dünya da,
görülmeye, ilgilenmeye, düşünmeye değer bulunmayan yaşamsal katmanların
ve bu katmanların derinliklerinde kımıldayan insanlığın genel halinin
zeka açısından gülünç kalp açısından da acıklı taraflarını göstermektir…
V
‘Yazın uğraşı üstünde yoğunlaşmak için en uygun zaman, bencil ve
hesapçı ilkenin aşırı güçlendiği zamandır. Çünkü böyle zamanlarda dış
yaşamın nesnelerinde bir yığılma gerçekleşir ve bu yığılma, nesneleri
insanın doğal yasaların egemenliği altına alabilme yeteneğini aşar.’
Diyor E.Fischer.
Kafka
işte tam da böyle bir durumu, nesnelerin insana hayret veren gücünü,
insan varlığının nesneleşmiş, yabancılaşmış bir dış dünya ve kendi
derinlikleri içine sürülmüş bir ego biçiminde iki parçaya ayrılışını
korku ve dehşet içinde yaşadı.
‘Dış saat ile iç saat birbirini tutmuyor’ der Kafka.
‘Dıştaki saat duraklamalarla kendi alışılmış yörüngesinde ilerliyor,
iki farklı dünyanın birbirinden ayrılmasından başka ne olabilir ki, ve
bunlar ayrılıyor yada birbirinde korkunç bir biçimde kopuyor…’
Yaşadığı hayatın ona sunduğu her şeye karşı yoğun bir memnuniyetsizlik
besleyen, henüz memnunken bile memnun olmamayı dileyen ve zamanın ve
geleceğin ulaşabileceği bütün olanaklarına başvurarak kendini büyük bir
umutsuzluğun kucağına sürükleyen Kafka’nın
yapıtı, birbirinden kopan bu iki dünyayı birbirinin önüne açarak
gösterebilme çabasıyla da her iki dünya için tam kopma noktasında
koparılan bir çığlık gibidir…
Daha 1910 yılında bir dehşetli gözlemden; ‘…gezegenlere doğrultulan teleskopları andıran bir gözlemden…’ söz eder Kafka. İnsanın kendisine yönelttiği böyle bir gözlem karşısında ise ego kendisini hemen hiç bulamaz, ancak kaybeder.
İşte Kafka’nın
‘Şato’dan ‘Dava’ya, ‘Amerika’dan ‘Değişim’e kadar ‘Şeytan’a Hizmet’
olarak değerlendirdiği yazınsal serüveninin özü, bu yitirilişin
sonucunda bir alınyazısı olarak insana sunulan dünyayı ve bu dünyayı
insanın elinden alarak ona yabancılaştıran bütün olguları anlama ve
açıklama çabasıdır…
Fakat yinede bu çaba onun küçük adamının
alabildiğine acımasız ve anlamsız bir dünyanın tam ortasında
gerçekleştirdiği bir çabadır…
Bu yüzden de onun eseri, Pascal’ın ‘…Bu sonsuz uzayların sesizliği beni
dehşete düşürüyor…’ sözüne tamda uygun düşer. ‘İnsan’ der Pascal
‘…kendi mertebesi neresidir, bilmez. Besbelli ki yolunu şaşırmıştır.
Düştüğü yeri karanlıklar içerisinde arar durur, ama nafile arar,
bulamaz…’
Evet nafile bir arayışın zavallı kahramanları ve onların alınyazısıdır sanki de Kafka’nın yapıtı.
Yoksa Garaudy’nin söylediği gibi, onda İsrail’in son peygamberini
arayan dinbilimcilerden, onu kemirici bir karamsarlık içinde yıkılmaya
yüz tutmuş bir küçük burjuva ve az çok bir asi olarak gören
Marksistlere, Sisyphe’nin akıl almaz çabasına yakın gören
varoluşçulardan, Heideger’den apartma bunaltılı varsayımlara, çağdaş
Oedipus’ a benzetenlere ve hatta onda bir ince hastalık’ın etkilerini
arayan doktorlara kadar çeşitlenen bir yorum bolluğunun indirgemeci
yaklaşımlarıyla anlamak mümkün değildir Kafka’yı…
Çünkü bir ölçüde bütün bunları da içermekle beraber, yeryüzünün ve
gökyüzünün içinde tek bir dünyayı oluşturduğu özgün bir yaşamın
imgesidir Kafka’nın yapıtı.
Belki de bütün sınırları zorlayarak kurduğu bu imgesel bütünle,
değiştirilmiş ve dönüştürülmüş dilinin farkına varan bir garip ‘Babil
Adamı’dır Kafka…
Ve onun eseri de bir bakıma, kendi alnına yazdığı 20.yüzyılın alınyazısı gibidir…
Kaynakça
- K.Wagenbach/Özyaşamöyküsü/ K.Şipal / Cem Yay.
- R. Garaudy /Picasso,S.J.Perse,Kafka/M.H.Doğan/ Payel Yay.
- M.Kundera/Roman Sanatı/ A.Bora/Can Yay.
- E.Fischer/Kafka/ A.Cemal/Kavram Yay.
- Deleuze/Guattari/Minör Bir Edebiyat/Ö.Uçkan,I.Ergüden/YKY
- M.Brod/Kafka’da İnanç…/K.Şipal/ Cem Yay.
- G.Janouch/Kafka ile Konuşmalar/K.Şipal/Cem Yay.
- M.Sperber/Parçalanmış Gerçeklik/ A.Cemal/ Can Yay.
- J.L.Borges/Kafka / Akbaba/K.Şipal, A.K.Bayram Dost Kitabevi
- A.Manguel/Okumanın Tarihi/ F.Elioğlu/YKY
- D.Pearce/Kafka ve Dante/ E.Gürol/Cep Dergi(5)Varlık
- M.Blanchot/Yazınsal Uzam / S.Ü.Kasar/YKY
- E.Canetti/Öbür Dava/K.Şipal/Cem Yay.
- H.Hesse/Kafka: Yalnız Bir…/A.Cemal/ Kitaplık (9) YKY
- B.Schultz/Kafkanın Davasına… /E. Özdoğan/Kitaplık (53) YKY
- F.Kafka/Mavi Oktav Defterleri/O.Çakmakçı/Bordo-Siyah
- F.Kafka/Aforizmalar/O.Çakmakçı /Bordo-Siyah
Şahin Torun
28/07/08 @ 03:05:44
tarafından Admin
bu kısa hikaye veya ne derseniz,ilk ...
10/06/08 @ 02:16:49
tarafından Admin