Takvim

Aralık 2012
PztiSalÇrşPerCumCmtsiPaz
 << < > >>
     12
3456789
10111213141516
17181920212223
24252627282930
31      

Lütfen Okuyun!

Bu blogta gördüğünüz reklamların 'tamamı ücretsiz blog hizmetinin bir işkencesidir.' Reklamların hiçbiri benim tarafımdan konulmamıştır. Blog en kısa zaman içinde reklamsız hizmet veren blogspot sitesine taşınacaktır.

Son yorumlar

Ilan

Anahtar kelime (taglar)

aforizma aforizmalar ahmet ümit Albert Camus ANOREKSİK BİR ASEKSÜEL Avcı Gracchus Aycan Saroğlu bir köpeğin araştırmaları Bir Köy Doktoru Bir Köy Doktoru – Franz Kafka (2007) - Türkçe Alty Bordo Siyah Yayınları Dava DÖNÜŞÜM dönüşüm hikayesi elif şafak Ernest Fischer "Franz Kafka" Evrim Tevfik Güney fatih uzuner Felice Bauer franz kafka Franz Kafka (Düzyazı - Tam) Kaynak: Akbaba - Babi Franz Kafka (Düzyazı - Tam) Franz Kafka - A Country Doctor Franz Kafka Aforizmalar franz kafka biyografisi franz kafka değişim hikayesi Franz Kafka DÖNÜŞÜM franz kafka hakkında franz kafka hakkında makaleler franz kafka kimdir franz kafka resimleri franz kafka öyküleri Franz Kafka-Dönüşüm Franz Kafka: Dönüşüm gregorsamsa Hakan Aksay intihar israil kafka kafka aforizmalar kafka aforizmaları kafka and bauer kafka and felice kafka biyografisi kafka dava kafka dönüşüm kafka dönüşüm hikayesi kafka eserleri kafka franz kafka kafka haberleri kafka hakkında kafka hakkında haberler kafka hayatı kafka hikayeleri kafka kimdir kafka kitapları kafka resimleri kafka sitesi Kafka ve Absurd Edebiyat kafka yazıları Kafka Yazınında Mekan Kafka'da Anlatım Tekniği Kafka'dan Alıntılar Kafka'nın Dönüşümü kafkanın hayatı kafkanın kitapları kafkanın porno merakı keder makale Mavi Oktav Defterleri max brod mehmet altan MEKÂN metafor Milenaya Mektuplar Mordecai Richler Nedim Gürsel Pakize Barışta porno Prometheus Puşkin ranz kafka reha muhtar star gazetesi taraf taraf gazetesi Taşrada Düğün Hazırlıkları - 102. Aforizma / Franz tel aviv Veysel Atayman www.franzkafka.0fra.com yazı Yüzyılın 100 Yazarıi

Şu anda kimler hatta?

Uye: 0
Ziyaretçiler: 2

Tema seçin



kafka

Bir Köy Doktoru – Franz Kafka (2007) - Türkçe Altyazılı

Link: A country doctor

Fatih Uzuner · 343 görünüşler · 1 yorum
10 Kas 2010

Kafanızdaki Kafka’yı tersyüz etme zamanı

Alman dilinin ustası Prag doğumlu Yahudi yazar hakkında bildiklerimizi unutabiliriz. Kafka aslında mizahi dille yazan yakışıklı bir çapkındı

Buna Kafkaesk mi, Kafkayen mi denir diye tartışmayalım hiç; “Kafkavari” deyip çıkalım işin içinden.
Kafka’nın romanları, hikâyeleri klostrofobi duygusu verir insana, okurken siz de bürokrasinin çarkında sıkışıp kalacağınızı hissedersiniz. Karamsarsanız eğer, sayfaları çevirdikçe cevapsızlığın karanlığına giderek daha fazla gömülen karakterlerin hali bin beter karamsarlaştırır sizi. Kafkavari bir duygudur bu; eğlenmek için okunmaz Kafka. Kafka’nın karakterleri, başlarına ne gelirse gelsin kolay kolay güldürmez sizi.
Başka birinin kaleminde, Gregor Samsa’nın bir sabah hamamböceği olarak uyanması kahkaha vesilesi de olabilirdi belki; ama Kafka’da yüzünüze küçük bir tebessüm kondursun kondurmasın mutlaka göğsünüzü de sıkıştırır o uyanış. Bu bakımdan, Gabriel Garcia Marquez’in “Bana başka bir tarzda da yazılabileceğini gösteren hikâyedir” dediği Dönüşüm Kafkavariliğin zirvesidir belki de. Ya da belki de, Kafkaesk, Kafkayen veya Kafkavari denen şey bir yakıştırmadan ibarettir. Belki de Kafka, aslında Kafkavari değildir.
KAFAMIN İÇİNDEKİ DÜNYA • 125 yıl önce bugün doğan ve 41 yıllık hayatında “Alman dilinin 20. yüzyıldaki en usta kalemlerinden biri” olarak anılmasına yetecek üç roman (Dava, ?ato, Amerika), bir kısa roman (Dönüşüm), çok sayıda hikâye ve mektup üreten Franz Kafka hakkında bildiklerimizi unutmak için bir fırsat doğdu.
İngilizce’de yeni yayımlanan The Tremendous World Inside My Head (Kafamın İçindeki Muazzam Dünya), Louis Begley imzalı bir Franz Kafka biyografisi.
Bu kitap Kafka’yı öyle farklı anlatıyor ki, genç kuşağın en başarılı romancılarından İngiliz Zadie Smith’e göre, bundan böyle Kafka’yı iki tür okumak mümkün. İlki, yine Smith’in deyişiyle, “Kafka’yı Brodly okuma seçeneği.”
Smith’in, Praglı Yahudi yazarın yakın arkadaşı ve onun eserlerini, “Yazdıklarımı yakın” demesine aldırmadan, vasiyetine ihanet pahasına günümüze ulaştıran Max Brod’un adını bir zarf gibi kullanarak uydurduğu bu “Brodly okuma”, özetle Kafkavari dediğimiz o kaotik dünyanın kaotikten başka bir şey olamayacağına inanmış, Kafka’daki mizahı es geçen bir okuma. İkinci seçenek ise Kafka’yı “Begley okuma” seçeneği.
METAFİZİK BİR TEBESSÜM • Louis Begley, Kafamın İçindeki Dünya’da, Max Brod’un eleştirel süzgecinden geçen ciddiyetçi okumalar yerine Kafka’nın eserlerindeki “metafizik tebessüme” odaklanmayı öneriyor. Kafka’daki mizahı yakalamaya davet ediyor bizi. Aslında Brod’un da farkında olduğu, ama nedense Kafka’ya ya da kafasındaki Kafkavari tanımına yakıştıramadığı bir unsur mizah.
Öyle ki, Kafka aralarında Brod’un da olduğu bir grup arkadaşına Dava’nın ilk bölümünü yüksek sesle okuduğunda, odadakilerin yüksek sesle güldüğünü anlatan da yine Brod. Hatta şöyle yazıyor: “Kafka kendisi o kadar gülüyordu ki, gülmekten okumaya ara vermek zorunda kalmıştı.” Ve hemen “Kafkavari” bir reflekse ekliyor: “Bu bölümün ürkütücü samimiyetini düşünürseniz, çok şaşırtıcı bu.”
Louis Begley ise bu son cümleyi yıkmaya davet ediyor okuru. “?aşırmayın” diyor, “Kafka’yı okurken kıkır kıkır gülmek gelir içinizden. Gülün.”
YAKIŞIKLI, ÇAPKIN YÜZÜCÜ • Kafamızdaki imajı çelimsiz, ciddi, somurtkan olan Kafka’nın fiziksel ve sosyal portresine de yeniden bakabiliyoruz böylece.
Begley’i ve Begley’nin kitabını New York Review of Books’ta eleştiren Zadie Smith’i okuyunca, iki metre boyunda, çok iyi yüzen, sınıfının en parlak öğrencisi olan, çok şık giyinen, açık havada spor yapmaya düşkün, vejeteryen, çapkın, sinemaya, kabareye, kerhaneye gitmeye bayılan, patronuyla iyi geçinen, ikisi aynı kadınla olmak üzere üç kez nişanlanmış bir Franz Kafka’yla tanışıyoruz. Doğumunun 125. yıldönümünde “Kafka Kafkavari değilmiş meğer” diyesimiz geliyor.

Taraf Gazetesi

Fatih Uzuner · 252 görünüşler · 0 yorumlar
02 Haz 2009

Sade, Düğmeler ve Kafka

İnsanoğlunun evrendeki en saygın varlık olduğu kanısına, bu konuda aksini söyleyen başka bir yaratığın bulunmadığına bakılarak ulaşılabilir.–Lichtenberg


Zaman içinde, bugüne değin oluşturulan her felsefi disiplinin kendi içinde koruyucuları olduğunu ilk duyduğu yıllarda_ henüz hiçbir kitabı yayımlanmamıştı Carl’ın. Deneyimlerinin azlığı, kendine tam güvenememesi onu her adımında daha temkinli olmaya ve kabul gördüğü alanlarda bile suskunluğa itiyordu.

Tek odalı çatı katında onu ziyarete gelenlerle sabahlara kadar süren tartışmalarda kendini tutuyor, gerçekte düşündüklerini tam olarak açıklamaktan çekiniyordu. Tuttuğu notlar tüm teorik söylemler içinde bulunduğu çizgiyi aşar nitelikte görünüyor, bu da canını sıkıyordu. Yeniden tanımlama dediğinde, tüm çevresi bu çatısız kavramı bile aşırı buluyor, geçerli düşüncelerin tekrarlarıyla onu susturuyorlardı. Bir gece en yakın hocasını ziyarete gitmişti. Önce saygısından, sonra dışlanacağından emin olarak yine kendini ortaya koyamadan evine döndü. Ve yıllardır aldığı notlardan bir seçmeyi en yakın arkadaşı Isabella’ya okuma cesaretini gösterdi.

Kitabı basıldığında önce hocasının tüm çevresi onunla ilişkisini kopardı, sonra Isabella onu terketti. Yıllar sonra şöyle yazacaktı: ”Eve döndüğümde üniversiteden ayrılmayı düşünmeye başlamıştım. Yol boyunca yağmurun yüzüme vuran her damlası her adımda beni Sokrates’in, Nietzsche’nin yalnızlığına itiyordu sanki. Action dergisinde bir hafta önce okuduğum Kafka’ya saldırılar geldi aklıma. Ama Kafka’nın pek çok devrimciye ters gelen kitapları üzerine Carrouges’un sözleri çok daha önemliydi benim için: ”Kafka’nın tutumunun pek çok devrimciye iğrenç gelmesinin nedeni bürokrasiyi ve burjuva adaletini açıkça tartışma konusu yapmaması değildir; eğer kendini sınırlamış olsaydı ortaya çıkan boşluğu seve seve doldururlardı; onun tavrının çirkin bulunmasının nedeni, bütün bürokrasileri ve her tür sözde adaleti tartışma konusu yapmasıdır. ”Georges Bataille’ın yazdığı gibi de, komünistlerin düşmanca tutumu, esas olarak Kafka’nın yorumlanmasıyla ilgilidir ve bunun böyle olmasına şaşmamak gerekir. Tek bir gerekçeye saygı gösteren, beraberinde lüks yaşayışı ve çocuksuluğu getiren akıldışı değerleri, özel çıkar dürtüsünün gizli yansımaları olarak gören bir partinin egemen tavrı benimsemesi zordur. Komünizmde kabul edilebilecek tek egemen tavır, çocuğun gösterdiği egemen tavırdır, o da önemsiz sayıldığı için. Çocukları önemli sayan, egemen değerlere dokunabilmek için edebiyatla ilgilenen bir yetişkinin komünist toplumda yeri yoktur. Burjuva bireyciliğini mahkûm eden bir dünyada, yetişkin Kafka’nın açıklanamaz doğası, çocuksuluğu savunulamaz. İlkeleri bakımından komünizm, Kafka’nın taşıdığı anlamın tam reddi ve karşıtıdır.”

* * *

Kafka şöyle yazmıştı: ”Başımızı eğip gecenin karanlığına dalıyorduk. Gece ya da gündüz, saati yoktu! Bazen yeleklerimizin düğmeleri, ağızdaki dişler gibi birbirine çarpıyordu; bazen de, aramızda belli bir mesafe bırakarak koşuyorduk; tropikal hayvanlar gibi ağzımızdan alevler fışkırıyordu sanki. Eski zamanların süvarileri gibi eğilip eşeleniyor, birbirimizle çarpışarak kısacık sokağı çarçabuk iniyor, hızımızı alamayıp karşı yokuşun neredeyse tamamını tırmanıyorduk. Bazıları birer birer hendeğe atlıyor, tam bayırın karanlığında kaybolmuşken tarlaların kıyısındaki yolda beliriveriyor, sanki bizi tanımıyorlarmış gibi şöyle bir tepeden tırnağa süzüyorlardı...”

* * *

Anlamını bulan tüm teorik söylemler, kavramsal şemaların işleyiş yapısı, var olan pratiğin meşrulaşmasıdır.

* * *

Birkaç kişi birlikte yola çıkmışlar, bir işe gidiyorlarmış; önlerine bir gözü kör bir karga çıkmış. Yolculardan biri: ”Karga uğursuz hayvandır, dönelim geri!” demiş; ötekiler de döneceklermiş ama biri: ”Yahu demiş bu karga bizim başımıza geleceği nereden bilir? Bilseydi, kendi başına geleceği bilirdi de böyle bir gözü kör olmazdı!”

Aisopos’tan...

* * *

Fransız Devrimi günleriydi, dünya edebiyatının her zaman büyük tartışmalar yaratmış büyük asi yazarı Sade, Bastillle’de hapisti ve Tanrı’nın ona müstehak görebileceği daha büyük bir mutsuzluk olamazdı, çünkü Bastille isyanı sırasında elyazmaları kaybolmuştu. Bataille’a göre, bu yazılar diğer bütün kitaplarını aşan bir kitaptı, insanın, aslında, zincirlerinden boşanma gerçeğinin ta kendisi olduğunu, ona bunu bastırmanın ve susmanın öğretildiğini anlatıyordu. Sade şöyle yazmıştı: ”... Elyazmalarım kaybolduğu için gözlerimden kanlı yaşlar akıyor! ... size, bu kayıptan ötürü duyduğum umutsuzluğu anlatamam, çünkü benim için telafisi imkânsız bir durum...

... Kanlı gözyaşlarıyla beni her gün ağlatan elyazmalarım... Bu konuda yeterince ısrarlı olmadığım için beni affedin; yüreğimi öylesine parçalıyor ki, bu bahtsızlığı unutmaya çalışmak ve artık hiç kimseye söz etmemek daha iyi olacak galiba. Gerçi Bastillle evraklarının atıldığı yerlerde bir şeyler buldum; ama hiçbiri önemli yazılar değil...”

Sade Markizi 74 yılık yaşamının 32 yılını hapislerde geçirdi...

* * *

Aşkı, kadının erkeğe, erkeğin kadına karşı bir duygusu diye ele almak sorunu çok küçültmek olur. Dante’nin dediği gibi: ”Yıldızları da güneşleri de devindiren aşktır.


Mehmet Güreli-Taraf Gazetesi
Fatih Uzuner · 500 görünüşler · 0 yorumlar
02 Haz 2009

Milena'ya Mektuplar

Franz Kafka'nın `milena'ya mektuplar'da, "en çok seni seviyorum diyorum ama gerçek sevgi bu değil sanırım, sen bir bıçaksın, ben de durmadan içimi deşiyorum o bıçakla dersem, gerçek sevgiyi anlatmış olurum belki..." dediği kadın...

Milena, Kafka'nın yazdıklarını çekçe'ye çeviriyordu. 1920 yılında mektuplaşmaya başladılar. kafka o sıralar, ciğerlerinin tedavisi için meran'da, milena ise viyana'daydı. birbirlerini görmeden yazılan ve önce dostça sözlerle dolu olan mektuplar, bir süre sonra tutkulu ve garip bir aşkı yansıtmaya başladı. aralarındaki mektuplaşma üç yıl sürdü ve bu süre içinde iki (bazı yazarlara göre üç) kere birbirlerini görebildiler. kafka'nın yoğun iç çatışmaları, hezeyanları, karmaşık dünyası ve günden güne bozulan ruh sağlığı bu mektuplara olağanüstü yalın ve şiirsel bir biçimde yansımıştır.

kafka, büyük günahların pençesinde kıvrandığını düşünür, bu düşünce beynini kemirir, kendini suçlar, üzülür, ama gene de özlerdi milena'yı. çünkü, hayatının bu döneminde, milena'ya olan bağlılığın o'nu ayakta tutan en büyük etken olduğunun bilincindeydi.

not: milena, o sıralarda evliydi, kafka da nişanlı.
__________________________________________________

Milenaya Mektuplardan bir kaç alıntı:

İki gün bir gecedir yağan yağmur dindi az önce,belki geçici bir süre için,olsun,yine de kutlamaya değer.Ben de size yazarak yapıyorum bunu...
.
.
Yüzünüzdeki hiçbir ayrıntıyı açık seçik anımsayamayışım aklıma geldi şu an.Ancak cafedeki masalar arasından yürüyüp gidişiniz,boyunuz bosunuz,üzerinizdeki giysi hala gözlerimin önünde.
Meran,nisan 1920

..Yine de zaman zaman bahçenin yarı gölge bir köşesinde bir şezlong sizin için hazır dursun isterdim,elinizin altında da 10 bardak süt..
Meran,nisan/mayıs 1920

Günler öyle kısa ki!Sizi düşünür,sonra birkaç küçük işi aradan çıkarayım derken bir de bakıyorum sona ermiş,geçip gidivermişler bir solukta.Gerçek Milena'yazmak için birazcık zaman ya kalmış ya kalmamış.Asıl gerçek Milena'ya değil,o bütün gün burada çünkü,odamda,balkonda,bulutların içinde...
.
.
...hiçbir şeye el sürmedim,yazmak bile içimden gelmedi,okudum yalnızca,mektubunuzu,yazılarınızı dönüp dönüp okudum,yazılmış olmak için yazılmadıklarını,bir insana giden yolda bir çeşit yol gösterici nitelik taşıdıklarını düşünerek okudum bunları;öyle bir yol ki insan ilerler sürekli,ilerledikçe de kendini daha bir mutlu hisseder,derken bir an gelip ayrılır,hiç de olduğu yerden ileri gitmediğini,kendi labirenti içinde dönüp durduğunu anlar,ancak şimdi daha bir telaşlı,zihni daha karışık durumdadır..
Fatih Uzuner · 672 görünüşler · 0 yorumlar
05 Eki 2008

metaforun yarattığı uçurum



Lukacs’ın Kafka metinleri için tespit ettiği şu yapısal teknik burada da geçerlidir: Metafor ile gerçeklik arasındaki uçurumun derinliği, anlamlandırma girişimlerinin çeşitliliğinin nedenidir. Bu tespit burada sadece “böcek” metaforu için geçerli değildir elbette. Kafka’nın özel hayatını belirlemiş kişi ve ilişkilerin metne sızmasının yanı sıra, Kutsal Kitap’tan alegori ve metaforların da metne serpiştirilmiş olması, belki edebiyat eleştirisinin önüne bol bol yokuş çıkarmaktadır; ama asıl, bu tür metinlere zaman ve kültürel coğrafya olarak uzak bir mıntıkada (ülkemizde) metinlerin anlamlandırılmasının (açıklayıcı destekler olmaksızın) neredeyse imkânsız olduğu, bu metin özelinde bir kez daha tescil edilebilirse, Dönüşüm de, okumanın, duruma göre çok özen isteyen bir uğraş, kaygılara göre farklı birikimler gerektiren bir çaba olduğunu gösterir.

Sözünü ettiğimiz simge ya da yollamalardan biri, öykünün başında karşımıza çıkan, boynunda boa yılanı biçiminde, uzun bir kürk atkı bulunan, dimdik oturmuş kadın resmidir. Gregor bu resme büyük önemler atfetmiş, onu özel biçimde, kendi emeğiyle çerçevelemiştir. (Bir kadına sahip olmak için yapabileceği tek şey buymuş gibi.) Bu bekâr odasında, Gregor’un biricik cinsel yaşantı nesnesi gibidir bu resim. Annesi ile kız kardeşi odayı boşaltmaya (odaya bir böceğin ihtiyaçları doğrultusunda yeni bir kimlik kazandırmaya) yöneldiklerinde, böcek Gregor, bedeniyle resmi örter: “Ben insanım, bu oda sizin sandığınızın ötesinde anlamlar içeriyor benim için,” demektir bu. Ve orada hâlâ kendine ait bir şeyler bulunduğuna en azından kendini inandırmaya çalışmanın beyhudeliği belirgindir. Bu çaba sırasında ortaya çıkan böceği annesi yeniden görür ve tekrar kendinden geçer.

Baba, birden eline geçirdiği elmalarla böceği elma bombardımanına tutar ve elmalardan biri böceğin sırtına saplanır. Sırtında açılan yara Böcek-Gregor’un sonunu hazırlayacaktır. Bu tuhaf savunma ya da öfke tepkisi de düşündürücüdür ve aile üyelerinin, babanın, hâlâ böcek ile oğlu Gregor arasında gidip geldiğini, karşılarındaki varlığın kimliği hakkında kararsız olduğunu göstermektedir. Çünkü baba, böceği böcek olarak kabul ettiği anda, ikide birde eşinin bayılmasına yol açan bu tuhaf yaratığın hayatına son vermenin çok d aha kesin yollarına başvurabilir, oysa o, bir tür korkutma, geriletme oyunu oynamaktadır sanki “oğluyla”. (Babaya Mektup’ta Kafka’nın babasına hatırlattığı gibi, bu baba da, meseleleri hep yüzeysel, kolay yanlarından mı almaktadır?) Peki bu elmalar, cennet mitosundaki bilgi ağacının elmaları ile özdeşleştirdiğinde öyküye getirecekleri bir anlamsal boyut bulunmakta mıdır? Yoksa Kafka, o elmaları da bizim başımıza atıp “Yorumu size kaldı!” mı demek istemektedir?

Öykünün son bölümünde anne baba ittifakına kız kardeş Grete de katılır. Gregor’un odadaki resmi saklama çabasına öfkeyle karşılık verirken, ona, insan kimliğini çoktan yitirmiş olduğunu mu hatırlatmak istemektedir, yoksa bu tepkinin altında enseste kadar uzanabilecek bir ima mı bulunmaktadır? Burada bu soruyu Kafka biyografisi yazarlarına sormuş olmakla yetinelim.

Grete, Böcek-Gregor’un, içindeki insanlığı yaşatabilmesinin son imkânı gibidir. Onun saf değiştirmesiyle, hayata direnmenin anlamı da yitip gidecektir. Ama bu artık, o başlarda sözünü ettiğimiz bağımsızlaşma durumunda da tam geçişin, her türlü “insani iletişime” kapanmanın fırsatıdır, elbette böcek olarak. Ama bu bağımsızlaşma ya da dönüşümün getirdiği durum içinde hayatına bir anlam verme çabası artık beyhude bir çabadır. Bir yandan fizyolojik olgular varlığını tehdit etmektedir (sırtındaki yara, açlık), öte yandan yeme ihtiyacı, böcek ve insan ikilemini ortaya çıkartmakla kalmaz, böceklik özelliğinin insan olma özelliğine gitgide ağır bastığını belli eder: En lezzetli insan yemeği bile işine yaramamaktadır artık. (Elbette bu yemek, fiziksel, fizyolojik anlamda somutlaştığı ölçüde. “Besin”, çok anlamlı bir gösterge olarak alındığında ise, Böcek-Gregor, İnsan-Gregor’un karşısında gerileyecek, arayış, doyma, beslenme ihtiyacı, başta da belirttiğimiz o gerçek özgürlüğe duyulan özlemle eşanlamlı olacaktır.)

Üçüncü bölüm, ailenin Gregor’un durumu hakkında adını koymadıkları bir görüş birliğine vardıklarını gösteren olaylara sahne olur. Eve üç kiracı bey alınmış, evin gereksiz eşyası, pis öte beri, Gregor’un odasına tıkıştırılmaya başlanmıştır. Kiracılar eve büyük ölçüde el koymuş, aile, bir bakıma Gregor gibi, sınırlı bir mekâna sıkışmıştır. Ailenin bu sıkıntıya katlanmasının nedeni kira geliri kaygısı gibi görünse bile, artık baba ve kız kardeş çalıştıkları için, bu ihtiyaç, inandırıcı bir açıklama getiremez bu yeni duruma. Baba ve kız kardeş, Gregor’un istemeden bozduğu düzeni daha da çığırından çıkarmaya sanki özen göstermekte, kendilerinin başlatmadığı bir “oyunu” sonuna kadar götürme, hatta kendilerinden bir şekilde kaçmış olan Gregor’u cezalandırma isteği göstermektedirler. Aile, eve yerleşen bu üç kişiye, Gregor’a gösteremediği tahammül ve hoşgörüyü gösterir gibidir. Bu ciddi, suskun, adları belli olmayan kişiler, en azından dönüşmemiş, aileye Gregor’un oynadığı oyunu oynamamış oldukları için, yiyip içebilmekte, müzik ile hiç ilgilenmedikleri halde, Gregor’un kız kardeşinin kemanı önlerinde çalmasını talep edebilmektedirler. Bu da yeterince kıskandırır Gregor’u, üzüntüye boğar.

Dönüşüm’ün son üçte birlik bölümünde karşımıza çıkan bu müzik olayı, Gregor’un o baştan beri sorageldiğimiz tartışmalı kimliği üzerinde düşünmemize yeniden kapı aralayacaktır. Kız kardeşinin çaldığı kemandan müthiş duygulanır Gregor. Öyleyse, dönüşüm, tamamen yüzeysel, insan kimliğini etkilememiş, sadece fiziksel sorunlar yaratmış bir dönüşümdür. Gregor hâlâ bir insandır; ya da müziğin ortaya çıktığı bu uğrakta, dönüşüm dönüşüm olmaktan çıkmıştır artık; Gregor öykünün öncesindeki insan kimliğine geri dönmüştür. Dönmüştür, ama Gregor, dönüşümden önce müzikle hangi boyutlarda ilgilenmiştir ki, bu duygusallıkları onun insanlaşmasına işaret olarak alalım? Onun gerçekte müziksever biri olmadığı bilgisini öyküden alıyoruz. Gene de, masraflı da olsa, kız kardeşini konservatuara yollama planları yapmıştır. Kendindeki bastırılmış bir özlemin belirtisi midir bu?

Müziğe büyük anlamlar yüklemesinden kaynaklanmaz bu planı, ama kendi hayatının ötesinde bir anlamı olduğunu düşünür sanki, ya da hayatın, kendi pazarlamacı hayatının ortaya koyduğu anlamdan ibaret olamayacağını hissetmiştir. Ama o üç kiracı beyin duyarsızlıkları karşısında, müzik ile farklı bir ilişki kurduğunu düşünsek bile, bu ilişki daha çok kız kardeşine bütünüyle el koyma (onu odasına götürüp bir daha bırakmama), onun kemanına el koyarak müziğini de sadece kendinin kılma isteğiyle sınırlı bir ilişki gibidir. Kafka’nın, yayınevimizce bu metinden önce yayınlanmış olan Franz Grillpanzer’in uzun öyküsü Fakir Çalgıcı’yı “bir su gibi” okuduğunu öğreniyoruz. Avusturyalı yazarın Kafka’dan yaklaşık seksen yıl önce kaleme aldığı bu öyküde, bir sokak çalgıcısı, kemanıyla notasız, “kakafoni” yapıp durmaktadır. Grete ise notalı, ahenkli çalmaktadır. Fakir Çalgıcı tematik olarak müziğin özgürleştirici etkisini öne çıkartan bir metin. Müzikten çok, sesi, tonu vurgulayan Grillparzer, Schopenhauer’in müzik konusundaki düşüncelerin adeta öyküsüne uygulamıştır. Ses ve ton fakir çalgıcı için özgürleştirici, mistik bir yoldur (bkz. Fakir Çalgıcı önsöz). Dönüşüm’de karşımıza çıkan “özlenen bilinmedik besin” tanımı ile müziğin özgürleştirici etkisi arasında bir bağ kurmak mümkün mü? Daha önce de sorduk: Somut, çiğneyip yutulacak bir şey midir bu besin; el konup (kız kardeşi gibi) odaya çekilecek, orada saklanacak bir şey? Gregor gündelik yaşamın koşturmacası içinde müziğe düşkünlüğünü bulanık da olsa fark etmiş, bu özlemini bilinmeyen besine aktarıp onu dışında mı tutmuştur? Ve şimdi dönüşümün ardından bir şeylerin farkına mı varmaktadır? Başka bir deyişle, müzik, pratik elle tutulur hiçbir karşılığı bulunmayan bu kendinden geçirici (özgürleştirici) boyut ya da araç, Gregor Samsa’nın her yanıyla pratikle sınırlanmış, cinselliğe bile fırsat bırakmayan hayatının anlamsızlığını su yüzüne çıkartan karşı kutup mudur? Ve Gregor bunu fark etmekte çok mu geç kalmıştır? Buradan bakıldığında, Gregor’un dönüşüm öncesi hayatının damıtılmış modeli gibi görünen o üç kiracı, müziğe gösterdikleri mesafeli tavırları ile, ona kendisini, geçmiş anlamsız hayatını hatırlatmış olamazlar mı? Ve o, Dava’da rahibin kilisede söylediği gibi, “hâlâ gerçeği göremediği için”, korkunç bedeniyle ortaya çıkıp Grete’yi (efsanede) ejderhanın elinden bakire kız kardeşini kurtaran Aziz Georg (Hartman von Aue’nin Gregorius efsanesinde, Gregorius [Gregor ile isim benzerliğine dikkat!] ensest suçu işler, geçirdiği bir değişimle birlikte tövbekâr olur ve suçunun kefaretini öder.) gibi alıp götürmek, müziği, müzisyeni ve kemanı odasına kapatmak mı istemektedir?









Fatih Uzuner · 318 görünüşler · 0 yorumlar
09 Haz 2008

Dönüşüm Üzerine



Kafka’nın bu uzun öyküsünün dilimizdeki çevirilerinde nedense “Değişim” adı tercih edilmiş. İnternetteki Kafka sitelerinde yapacağımız kısa bir gezintide, Almanca basımlarında ya da başka dillere yapılmış çevirilerinde kapak illüstrasyonu olarak bir kelebeğin de kullanıldığını görüyoruz. Dönüşüm’ü bir kavram olarak hatırlatmaya yönelik bu tercih, en azından bu işlevini yerine getiriyor, çünkü kelebek, tırtılın metamorfoz geçirmiş halidir; değişikliğe uğramak söz konusu değildir; yaşanan tamamen bir üst (başka) biçime geçmektir; geri dönmemecesine. Değişim, her zaman olmasa bile, eski duruma bir geri dönüşün kapısını aralık tutar, çevirmenimiz tercihini, metamorfozun, yani öyküdeki durumun karşılığı olarak daha uygun olduğunu düşündüğü “Dönüşüm” lehine kullandı.

Kuşkusuz, giriş açıklamamızı buraya kadar okuyagelmiş biri için, Dönüşüm’e ayrıca yer ayırmamız biraz yadırgatıcı gelecektir; çünkü Kafka’nın ‘dünyasına’ çok yönlü bir üst bakış oluşturmaya çalıştığımız bu girişin, okura, hem metiniçi hem de tarihsel yorumlar yapma bakımından, gerekli anahtarları, dolayısıyla da “yorumlama özgürlüğü”nü az çok sunduğunu düşünüyoruz. Gene de, buraya kadar yapageldiğimiz açıklamaları biraz daha desteklemek için, bu kez metinden yola çıkma denemesi yapabiliriz.

Dönüşüm, girişte belirttiğimiz “kişinin kendini bir durumda bulma” modelinin Kafka’daki en tipik örneklerinden biri olsa gerekir. Dava’da, roman figürü kötü bir şey yapmamış olsa da, onun tutuklanma durumu, romanın daha ilk cümlesiyle birlikte, onu da, bizi de içine alır. Aynı giriş, burada öykünün figürünü bir başka tutuklanma ya da sınırlanma durumu ile karşı karşıya getirir. Elbette okuru da: Kitin kabuğu içindeki tanımlanmaz, ürkütücü bir böcek. Okur daha ilk cümlede sırtından böceğin odasına itilir ve oradan uzun bir süre çıkamaz, ta ki böcek, kül kutularının, çöpün arasından dışarıya çıkıp kız kardeşinin çaldığı kemanı dinlemeyi göze alıncaya kadar.

Kafka, “aradan çekilen yazar” olarak, insanın böceğe dönüşmesi gibi, akla, mantığa ve elbette doğa yasalarına aykırı bir sürecin hesabını vermekten kurtulmuş; anlatının perspektifini böceğin bilincine ve gözen bağlayıp ortalıktan “sıvışmıştır”. Şimdi o odada böcek ve onun algı dünyasının sınırlarına hapsedilmiş okur, yazarın biraz merhamet edip bir ara aralattığı kapıdan, o gene alabildiğine sınırlı perspektiften, Gregor’un anne babasının ve kız kardeşinin bulunduğu, bir ara işyerinde patronun yolladığı müdürün dolanıp durduğu bu en son, belki de kendisi gibi pazarlamacı oldukları izlenimini veren, soğuk, itici, sakallı üç kiracının yemek yedikleri salona “bakar” (ya da kulak verir). Kafka’nın, bu öyküsüyle ilgili olarak, kapak resmi yapılacaksa, böceğin kesinlikle gösterilmemesi gerektiğini hatırlatması boşuna değildir elbette. Çünkü böcek ya da böcekleşme, bir durumdur: İçine çekilinmiş bir durum ya da içten dışarıya bakmanın durumu.

Elbette okur, onunla aynı odaya kapatılmış ve onun gözünden “dışa” bakıyor, kulak kabartıyor olsa da, bir yandan da odadaki böceğin buradan kurtulma, hareket etme, sesini duyurma, hatta bir an evvel kalkıp işine yetişme vb. kaygılarına eşlik eden iç (psikolojik-düşünsel) ve dış (fiziksel) süreçleri, gerçekte süreç izlenimi veren “kaygı ve yetersizlik” durumlarını, yazarın gene böcek üzerinden (onun algı ve bilinci aracılığıyla) verdiği bilgilerle izleme konumundadır.

Edebiyat eleştirisi, öykünün başlıca üç bölümde yapılandığını kabule der: Birinci bölümde Gregor’un mesleğiyle, işiyle ilgili kaygılarını, bir an evvel işe yetişme mecburiyetinin baskısını öğreniriz. İkinci bölüm bakışlarımızı aile üzerine çevirtir. Ailenin (anne, baba, kız kardeş) bir ittifak ya da dayanışma içine girmesi evresidir bu. Üçüncü bölümde görünürde bir tür kendi üzerine savrulma, kendisiyle hesaplaşma söz konusudur. İkinci bölümde yavaş yavaş ortaya çıkan, böceğin kimlik/özdeşlik sorunu, üçüncü bölümde bir bakıma böcek-insan ikileminin bulanıklaşmasıyla anlamsal açımlar oluşturur. Dönüşümün ya da “oyundan çıkma”, geriye çekilip kabuğuna kapanma durumunun, hayatın anlamını yakalayamama, hayatı pazarlamacılığın, ailenin borcunu ödemenin kaygı sınırları içine çekme aymazlığının Samsa’yı getirdiği bir durak olarak da yorumlamak mümkün. Burada karşımıza insan yemeğine ağzını sürememe, aradığı besini bir türlü bulamama motifleri çıkıyor. Bu bir türlü bulamadığı kesin, aslında böceğe dönüşmeden de böcek gibi yaşamış olduğu için “tadını” , “anlamını” kendinden hep uzak tuttuğu “öteki hayat” olabilir mi? Özgürleştirici müzik olarak simgeleştirilmiş öteki hayat?







ZAMAN

Birinci bölümde, Nobert Elias’ın uygarlaşma süreçleriyle birlikte kültürel bir vicdana dönüştüğünü ileri sürdüğü “zaman vicdanının” ya da baskısının neredeyse tipik bir uygulamasını buluruz. Elias’a göre, kapitalist sanayi toplumları (hizmet sektörünü de buna eklememiz gerek) çalışanı (bireyi) verimlilik ilkesine göre kesin zaman dilimlerine bölünmüş bir gündelik/haftalık/aylık/yıllık hayatın, hatta ömrün korsesine sokmuş olsa bile, insan, bu dış baskıyı içselleştirip bir zaman vicdanına dönüştürmüş olduğu için bir bakıma onu algılamaz. Böcek-Gregor, Elias’tan yaklaşık elli altmış yıl önce, bu tezi zorlarcasına, zaman çarkının gıcırtıları altında ezilir. Gregor’un zaman vicdanına direnişi, en azından zamanın baskısını iyice dışsallaştırması söz konusudur. Birinci bölüm, dakikaların tahakkümünü yaşatır ona (ve okura). Ama işte zaman, öteki her şey gibi, sadece “baskın’nın” durumsallaşmasından başka bir şey değildir burada. Örneğin firmanın, Gregor’un yokluğunu fark etmesi için o dakikacık yetmiştir. Sonra, ikinci bölümde, dakikalar önemini kaybeder sanki. Zaman, durum olarak öyküde şimdilik işlevsizleşmiş; yapacağını yapıp ortadan çekilmiştir. Patronun yolladığı müdür, zamanı da, baskısını da beraberinde alıp götürür. Çünkü zaman, iş-çalışma dünyasına endeksli, görece varolan bir şeydir; artık işe gidemeyen, değişmelerin yağmurlu havadan güneşli havaya geçişten ibaret olduğu, bir yere ulaştırmayan sınırlı hareketlerin (böceğin hareketlerinin) dairesellik kazandığı bir mekânda, zaman süreç olarak yok olmuştur; durum olarak ise bulanıklaşmıştır.







TEKELCİ AŞAMA ÖNCESİ KAPİTALİZM

Gregor Samsa’nın böcekleşmeden önce (ve hâlâ) satıcılığını yaptığı firma ya da işyeri, bugün ülkemizde hâlâ bir olgu olarak varolan küçük esnaf/atölye işletmelerinin bir modelini sunar. Hani çırağın, çalışanın patronundan, muhasebecisinden hafta sonu kişisel borç alabildiği bir kapitalizm aşamasını. Gregor’un ailesi de patrondan borç para almıştır. Batı’da bugün çoktan tarihe karışmış bir dönemdir bu; Kafka’nın Dönüşüm’ü yazdığı yıllarda, hızla tekelci aşamasına doğru evrilen, küçük işletmeleri, firmaları yutan kapitalizmin ön biçimlerinden temsili bir örnektir bu firma. Ne var ki, işe gelmeyen elemanını merak eden, en azından, hangi nedenlerle olursa olsun kaygılanan bu “insani” firma, gene de Kafka’nın öteki yapıtlarında gördüğümüz üst-alt ilişkisini, başta mimari düzenlemelerle olmak üzere (Dava’da yargıçların kürsüsü, locadakiler) çeşitli düzlemlerde kurar. [Kafka metinlerinde, başta “görünmez mahkeme” olmak üzere, kişi hep kurumların temsilcilerinin temsilcileri ile yüz yüze gelebilir ancak. Kurumu üst otoriteyi temsil eden kişi ve aracılar da, beklenmedik (en azından görünürde) zaaflar taşırlar. Temsil ettikleri güç ile fiziksel, kişisel yapıları arasında, ters orantılı, “aşağıdaki” kişiye ilk anda cesaret veren özellikleri vardır.] Burada da patron yanındakilere yüksekten konuşur (Kafka’daki “kürsü” motifi) ama kulakları ağır işitir. Gregor firmada zaafları olduğu bilinen biridir; bu da üst’ünün onun üzerinde otorite kurmasını kolaylaştırdığı gibi, gene kurumun ona karşı, insani davrandığı izlenimini okura verebilecek bir fırsattır. Zaaflar üzerine kurulu, tahammül, merhamet etme görüntüsü ardında işleyen bir insafsızlık ve anlayışsızlık kolayca ele verir kendini. Burada Heinz Politzer’in 1962 tarihli Franz Kafka, der Künstler (“Sanatçı Franz Kafka”) kitabında bir yoruma baş vurarak, onun firma ile ilişkisinin kaynağını biyografik bir olguyla da açıklamaya çalışabiliriz. Politzer’e göre, Kafka eski Avusturya liselerinin kâbuslarını yansıtmaktadır bu firma ilişkisinde. Öğretmeninin, anne babasının, sonra da okul müdürünün (süper-egoların) bitmez baskısını ve verimliliği kendi ölçütleriyle belirleme yetkisini buluruz burada. Gregor firmada, alacakları tahsil etme yetkisiyle donatılarak, firmanın öteki daha rahat ve serbest davranabilen pazarlamacılarının konumuna yükselme şansı elde etmiştir, ama bu şansı geri tepmiş, son zamanlarda alabildiğine verimsiz bir çalışma ortaya koymuştur. Verimliliğin ölçülmesinde kantarın topuzunu üst-otoritelere bırakan bu yorumları, onun lise yaşantısındaki deneyimleriyle ilişkilendirmek elbette zor değildir.

Gregor’un ailesi ile ilişkisi, tuhaf bir dayanışma ya da kullanma ilişkisine tekabül eder. Gregor, bir trenden inip ötekine binerek yaptığı pazarlama yolculuklarının katlanılmaz baskısına, ailesinin, hem de işyeri sahibine (patrona) olan borcundan ötürü dayanmak zorundadır. O bir köle midir, yoksa, aileye ait olmanın bedeli midir bu? Cevap vermek zordur bu soruya. Ancak, yayına hazırladığımız Babaya Mektup’tan çıkartabileceğimiz kadarıyla, bir biyografik yorum yapmamız mümkünse, Kafka için aile üyesi, oğul olmak, anlamını kendisinin bilemeyeceği kurallara uymakla mümkündür, diyebiliriz. Kafka orada, babasının koyduğu ve nedenini, niçinini sadece onun bildiği kurallardan söz eder. Bu yorum benimsenirse, böcekleşme, baba otoritesine (dışa/süper-egoya) kapanma, kendince bir özgürleşmedir de.
Fatih Uzuner · 861 görünüşler · 0 yorumlar
09 Haz 2008

1, 2  Sonraki sayfa