Son yorumlar

kafka








Franz Kafka










ambient radyo
klasik müzik radyosu








Franz Kafka radyo
Ziyaretçi Mesajları

... Google Pagerank Checker Pagerank ... Franz Kafka-biyografi 

KAFKA -galeri

Kafka-galeri 2

Galeri-Son

Franz KAFKA-AFORİZMALAR



...

Şu anda kimler hatta?

Uye: 0
Ziyaretçiler: 3

kafka

05 Eki 2008 
Milenaya Mektuplar
Franz Kafka'nın `milena'ya mektuplar'da, "en çok seni seviyorum diyorum ama gerçek sevgi bu değil sanırım, sen bir bıçaksın, ben de durmadan içimi deşiyorum o bıçakla dersem, gerçek sevgiyi anlatmış olurum belki..." dediği kadın...

Milena, Kafka'nın yazdıklarını çekçe'ye çeviriyordu. 1920 yılında mektuplaşmaya başladılar. kafka o sıralar, ciğerlerinin tedavisi için meran'da, milena ise viyana'daydı. birbirlerini görmeden yazılan ve önce dostça sözlerle dolu olan mektuplar, bir süre sonra tutkulu ve garip bir aşkı yansıtmaya başladı. aralarındaki mektuplaşma üç yıl sürdü ve bu süre içinde iki (bazı yazarlara göre üç) kere birbirlerini görebildiler. kafka'nın yoğun iç çatışmaları, hezeyanları, karmaşık dünyası ve günden güne bozulan ruh sağlığı bu mektuplara olağanüstü yalın ve şiirsel bir biçimde yansımıştır.

kafka, büyük günahların pençesinde kıvrandığını düşünür, bu düşünce beynini kemirir, kendini suçlar, üzülür, ama gene de özlerdi milena'yı. çünkü, hayatının bu döneminde, milena'ya olan bağlılığın o'nu ayakta tutan en büyük etken olduğunun bilincindeydi.

not: milena, o sıralarda evliydi, kafka da nişanlı.
__________________________________________________

Milenaya Mektuplardan bir kaç alıntı:

İki gün bir gecedir yağan yağmur dindi az önce,belki geçici bir süre için,olsun,yine de kutlamaya değer.Ben de size yazarak yapıyorum bunu...
.
.
Yüzünüzdeki hiçbir ayrıntıyı açık seçik anımsayamayışım aklıma geldi şu an.Ancak cafedeki masalar arasından yürüyüp gidişiniz,boyunuz bosunuz,üzerinizdeki giysi hala gözlerimin önünde.
Meran,nisan 1920

..Yine de zaman zaman bahçenin yarı gölge bir köşesinde bir şezlong sizin için hazır dursun isterdim,elinizin altında da 10 bardak süt..
Meran,nisan/mayıs 1920

Günler öyle kısa ki!Sizi düşünür,sonra birkaç küçük işi aradan çıkarayım derken bir de bakıyorum sona ermiş,geçip gidivermişler bir solukta.Gerçek Milena'yazmak için birazcık zaman ya kalmış ya kalmamış.Asıl gerçek Milena'ya değil,o bütün gün burada çünkü,odamda,balkonda,bulutların içinde...
.
.
...hiçbir şeye el sürmedim,yazmak bile içimden gelmedi,okudum yalnızca,mektubunuzu,yazılarınızı dönüp dönüp okudum,yazılmış olmak için yazılmadıklarını,bir insana giden yolda bir çeşit yol gösterici nitelik taşıdıklarını düşünerek okudum bunları;öyle bir yol ki insan ilerler sürekli,ilerledikçe de kendini daha bir mutlu hisseder,derken bir an gelip ayrılır,hiç de olduğu yerden ileri gitmediğini,kendi labirenti içinde dönüp durduğunu anlar,ancak şimdi daha bir telaşlı,zihni daha karışık durumdadır..
Admin · 11 görünüşler · 0 yorumlar
05 Eki 2008 
Franz Kafka: ‘ Bir Şeyden Yoksun... ’ Bir Yüzyılın Alınyazısı

Franz Kafka


Hayatını, birbiri ardına geçen gün doğumlarını gün batımlarına ekleye ekleye adeta bir mecburiyetmiş gibi yaşayan bir insan için, dünya kesinlikle tahammül edilemez bir yer olur. Böylesi bir dünyada böylesine mecbur edilmiş bir yaşamı sürdürebilmek ise hiç kuşkusuz hem dünyayı hem de yaşamı kişisel bir mesele haline getirir ve insan varlığı er yada geç gitmekle kalmak arasında salınan bir inadın cenderesine sıkışıp kalır…

Bununla beraber dünyasıyla mecburiyetinin o gayrimeşru beraberliğinden doğurduğu inadı ne kadar güçlü olursa olsun fazlaca bir işe yaramaz ve insan ne anasına ne de babasına hayrı dokunmayan yabanıl bir evlat gibi büyüyen bu inatla, başından sonuna kadar gitmek zorunda olduğu hayat çizgisi üzerinde öyle bir noktaya gelir ki, anlamla anlamsızlığın birbirine değdiği bu noktada ise bir anda bütün geriye dönüş umutları tek tek silinir ve kanarlarına çarpıla çarpıla yaşanan dünyanın karanlık odalarında yönünü şaşırmış, çaresiz ve sessiz bir çığlık yankılanır…

‘…Dünyanın acılarından uzak tutabilirsin kendini, böyle yapmakta özgürsün ve senin doğana kalmıştır bu, ama kaçınabileceğin bir acı var ise, işte buda belki bu uzak tutuştur…’
Aslında ulaşılmak istendiği kadar da ulaşılmaması gerekene doğru güçsüz adımlarla yola çıkan bir insanın çığlığıdır bu…
Oysa yolculuk başlamış, geri dönüşü olmayan o meşum noktaya kadar gelinmiş ve gereklilik çemberi tamamlanmıştır.
Öyle doğduğu yada öyle olduğundan olsa gerek, bu insan için artık ne kadar yuvarlatılırsa yuvarlatılsın tamamen kişisel ve köşeli bir dünya söz konusudur.
Kendi ‘Yargı’sını kendisi yapan ama ‘Dava’sını başkalarının yürüttüğü bu adam için bu köşeli dünyanın öteki adı ise ‘Çöl’ dür artık ve kırk yıldır kıvrana kıvrana yaşanan ve gidilemeyesi ‘Kenan’ a varmak için terk edilmesi gereken son topraktır belki de…
Sorun ise sadece ‘Çöl’de yada dile düşen bu çöle içkin acı da değil, dışarıda da bir ‘Kenan’ın olmayışındadır…
Kenarları aşı(n/l)arak dışına çıkılan bu çöl’ün öte tarafında da kala kala sadece bir çöl anlatısı kalmıştır, ki; belki de asıl ‘Kenan’ şeytana hizmetin bedeli olarak, zoraki yaşamdan çalınıp ateşler içinde dile gelen bu yazınsal uğraşın ta kendisidir…

I

İnsan yaşamının ve doğal olanın sanat yapıtının kurgusal gerçeğine dönüştüğü karmaşık anlatısında insana, en ince ayrıntısına kadar ışıklandırılmış fakat içinde yer aldıkları bağlamı karanlıkta bırakan bir dizi resim sunar Kafka.
Sanki de yaşadığı dünya ile kurgusal evreni arasında bir köprü kurmak istemiş gibidir. Bu yüzden de yapıtını ne sadece bir roman, ne sadece bir destan nede eğretilemelerle dolu soyut bir çabanın ürünü olarak değerlendirmek pek kolay değildir.
Herkesin nasıl olupta hissedemediği bir gerçeği görmüş, bunu açık etmek için de ‘…çünkü sana yoksunu olduğun şeyi değil, bir şeyin yoksunu olduğunu göstermek istiyorum…’ diyerek kendine ve yazma eylemine özgün ve tehlikeli bir ihbarcılık kazandırmıştır.
Bunun içinde yaşamaya mecbur edildiği dünyaya benzeyen bir başka dünya yaratmış ve miadının ne zaman dolacağı kestirilemeyen bir zamanın başlıca özelliği durumundaki metafizik duyganlığın tüm inceliklerini de bu dünyaya doldurmuştur.
Kafka’nın gizlendiği gerçek ve tahammülü zor dünyanın cana batan coğrafyasındaki çok sayıda görüntüden oluşturduğu bu kurgusal dünya ise gözlemlenebilir gerçeklikten – asla arkaik yada sonrasız olmayan ama en ileri ölçüde de modern ve anımsanabilir- bir gerçeklikten kaynaklanan sahih bir şiir gibidir…

II

İnsanın elinden kayıp giden ve başına buyruk devinimlerle değişen nesnelerin dünyasıdır Kafka’nın dünyası. Ve bu dünya üzerinde Kafka için belirleyici olan, yoğun görüntü ile özenle betimlenmiş arıntıdan oluşma bir bütün yada insana yazının hışırtılarını algılatan, yoğunlaştırılmış bir düzyazının benzeştiği nesnel ve sezgisel gerçekliğin dolayımsız bir algılanışı, nesneleşen gerçeğin cansız bir araca dönüşmesi ve her iki dünyada da olup biten herşeyin nesne kalıbında donup katılaşmasının açık seçikliğidir.
Adsız ve basamaklı bir dünyadır Kafka’nın dünyası. Ne anlamsız nede saçmadır, yapıtında anlamsız ve saçma olan ise insanın böylesi bir dünyada benliğini yitirerek ‘şey’ kişiliksiz ve garip bir ‘şey’ haline gelmesidir. Birey sonu belirsiz bir savaşımda yenik düşmüş, içinde tikel ve genel bir sorunun acıyla yer aldığı bir toplumu göğüslemiş ve beyhude yere bu toplum içerisinde kendisine bir yer bulup, onu anlamlı bütünlüğü içerisinde yakalamaya çalışmıştır.
Anlamsızlığın Kafka’nın dünyasındaki yeri anlaşılamazlıkla belirlenmiştir
Bu anlaşılamazlıktır ki, ‘Amerika’ dan ‘Dava’ya kadar bütün yapıtının ve asıl derinliği barındıran hikayelerinin anlamıdır aynı zamanda…

III

Kafka’dan önce çoğunlukla bütün boyutlarıyla insan yaşamı, gündelik hayat ve bu hayatla bağlantılı kişiler, kurumlar ve ilişkiler insanın insanla ve toplumla arasında çıkan çatışmaların baş gösterdiği birer olgu olarak ele alınmalarına rağmen Kafka’da bu kişi, toplum ve kurumlar kendi içkinliklerine uygun birer mekanizma gibidir…
Bu mekanizma içerisinde süregelen kalıp davranışlar, kurallar ve yasalarda koyu bir bilinemezliğin gizleriyle sarılıdır. Bilinmeyenin arayışına dönük bir çabanın serimlendiği Kafka’nın bütün eserlerinde kahramanlarının gerçekliği de bu yüzden tartışmalıdır. Kahramanlarını yaşamsal gerçeklik içerisinde adeta ezim ezim ezildikleri halde hiçbir şey anlamadıkları koskoca bir dünya da karakterize eden Kafka bazen de onları gülünç hallere sokarak hem insanlar karşısındaki sorumluluğunu hem de metafizik sorumluluğunu derinden duyan, yaşadığı dünyaya karşı kayıtsız kalmakla kendini kabahatli hale getiren bir doğuştan suçlu ruh’un – büyük ölçüde de kendi ruhunun – savaşını anlatmaktadır.
Kuralları baştan belirlenmiş bir dünya ve yaşam karşısında dondurucu bir ürperişle gerçekleşen bu savaş onun bu katılaşmış dünyanın kasvetli koridorlarında belli belirsiz dolaştırdığı ironik tavrıyla şekillenen ve konuya bağlı olamayan bir neşeyi de içerir.
Daha çok kullandığı kelimelerin apaçık ve pırıl pırıl pırıldamasından kaynaklanan bu neşe de çoğunlukla üzgün ve istihza dolu bir gülümsemeye benzer.
Max Brod’un üzgün bir kalple neşeli bir zihne sahip olduğunu söylediği Kafka bütün bu halleriyle de sanki de iyilik, merhamet, şefkat gibi duyguları acı bir alayla çarpıştırarak biraz da ‘Pascal’lık yapar
İnsanı buruk bir gülümsemenin karanlık ve dönüşü yok labirentlerine götüren bu ironi onun acıklı ile gülünç olanı ustaca birleştirebilen bir başka yönünü de ortaya koyar böylelikle. Yinede onun bu yönü, Deleuze-Guattari’nin şizoanalizi edebiyata uyguladıkları çalışmalarında söyledikleri gibi Kafka’yı epey politik ve bir o kadar da neşeli bir yazar olarak tanımlamaya yetmez. Aksine onun neşesi ‘sosyal makina’nın tekerlerini ve frenlerini kabaca tamir edip, onu aşırı derecede yükleyen bir deneycinin neşesinden çok tekerleri belirsiz bir yöne döndürülmüş ve onun istenci dışında hareket ettirildikten sonra sonra da aniden frenlenmiş bir ‘sosyal makina’ karşısında yüce bir üslup sahibinin dile getirdiği türden bir neşedir.Karanlık ve buz gibi bir neşe…

IV

Vücutları şanlı şerefli ölümlerle ortadan kaldırılsa da, ruhları zafere erişen tragedya kahramanlarının aksine Kafka’nın kahramanları ne vücutlarını nede ruhlarını huzura kavuşturamazlar hiçbir zaman. Hepsi zavallı bir görünüme sahip olan bu alelade insanlar alınyazılarının korkutucu ve şaşırtıcı başkalığı ve ifrat derecesindeki uysallıklarıyla da her nasıl olursa bayağılıktan kurtulabilirler.
Sanki de acıklı ve bilinmeyen bir evrende yaşayan bu başka adamlar tıpkı Bataille’in söylediği gibi ‘yenilen fakat bu yenilgileriyle anlam kazanan’ bir kader le önlerine çıkan bütün bir dünya da alınlarını vura vura yerleşmeye ve anlamsızlaşan bu dünya içerisinde bir uçuş hattı, bir kaçış çizgisi yada bir sızıntı noktası bulmak için en düşük dayanıklılık çizgisinde dururlar…
Prensleri sahneye koyan tragedyada her şey en büyük kötülük hatta ölüm bile soylu iken, Kafka’da böyle bir soyluluğa rastlanmaz. Onun asıl yaptığı bayağı insanların yaşamak, göğüslemek ve yerleşmek zorunda kaldıkları bir dünya da, görülmeye, ilgilenmeye, düşünmeye değer bulunmayan yaşamsal katmanların ve bu katmanların derinliklerinde kımıldayan insanlığın genel halinin zeka açısından gülünç kalp açısından da acıklı taraflarını göstermektir…

V

‘Yazın uğraşı üstünde yoğunlaşmak için en uygun zaman, bencil ve hesapçı ilkenin aşırı güçlendiği zamandır. Çünkü böyle zamanlarda dış yaşamın nesnelerinde bir yığılma gerçekleşir ve bu yığılma, nesneleri insanın doğal yasaların egemenliği altına alabilme yeteneğini aşar.’ Diyor E.Fischer.
Kafka işte tam da böyle bir durumu, nesnelerin insana hayret veren gücünü, insan varlığının nesneleşmiş, yabancılaşmış bir dış dünya ve kendi derinlikleri içine sürülmüş bir ego biçiminde iki parçaya ayrılışını korku ve dehşet içinde yaşadı.
‘Dış saat ile iç saat birbirini tutmuyor’ der Kafka. ‘Dıştaki saat duraklamalarla kendi alışılmış yörüngesinde ilerliyor, iki farklı dünyanın birbirinden ayrılmasından başka ne olabilir ki, ve bunlar ayrılıyor yada birbirinde korkunç bir biçimde kopuyor…’
Yaşadığı hayatın ona sunduğu her şeye karşı yoğun bir memnuniyetsizlik besleyen, henüz memnunken bile memnun olmamayı dileyen ve zamanın ve geleceğin ulaşabileceği bütün olanaklarına başvurarak kendini büyük bir umutsuzluğun kucağına sürükleyen Kafka’nın yapıtı, birbirinden kopan bu iki dünyayı birbirinin önüne açarak gösterebilme çabasıyla da her iki dünya için tam kopma noktasında koparılan bir çığlık gibidir…
Daha 1910 yılında bir dehşetli gözlemden; ‘…gezegenlere doğrultulan teleskopları andıran bir gözlemden…’ söz eder Kafka. İnsanın kendisine yönelttiği böyle bir gözlem karşısında ise ego kendisini hemen hiç bulamaz, ancak kaybeder.
İşte Kafka’nın ‘Şato’dan ‘Dava’ya, ‘Amerika’dan ‘Değişim’e kadar ‘Şeytan’a Hizmet’ olarak değerlendirdiği yazınsal serüveninin özü, bu yitirilişin sonucunda bir alınyazısı olarak insana sunulan dünyayı ve bu dünyayı insanın elinden alarak ona yabancılaştıran bütün olguları anlama ve açıklama çabasıdır…
Fakat yinede bu çaba onun küçük adamının alabildiğine acımasız ve anlamsız bir dünyanın tam ortasında gerçekleştirdiği bir çabadır…
Bu yüzden de onun eseri, Pascal’ın ‘…Bu sonsuz uzayların sesizliği beni dehşete düşürüyor…’ sözüne tamda uygun düşer. ‘İnsan’ der Pascal ‘…kendi mertebesi neresidir, bilmez. Besbelli ki yolunu şaşırmıştır. Düştüğü yeri karanlıklar içerisinde arar durur, ama nafile arar, bulamaz…’
Evet nafile bir arayışın zavallı kahramanları ve onların alınyazısıdır sanki de Kafka’nın yapıtı.
Yoksa Garaudy’nin söylediği gibi, onda İsrail’in son peygamberini arayan dinbilimcilerden, onu kemirici bir karamsarlık içinde yıkılmaya yüz tutmuş bir küçük burjuva ve az çok bir asi olarak gören Marksistlere, Sisyphe’nin akıl almaz çabasına yakın gören varoluşçulardan, Heideger’den apartma bunaltılı varsayımlara, çağdaş Oedipus’ a benzetenlere ve hatta onda bir ince hastalık’ın etkilerini arayan doktorlara kadar çeşitlenen bir yorum bolluğunun indirgemeci yaklaşımlarıyla anlamak mümkün değildir Kafka’yı…
Çünkü bir ölçüde bütün bunları da içermekle beraber, yeryüzünün ve gökyüzünün içinde tek bir dünyayı oluşturduğu özgün bir yaşamın imgesidir Kafka’nın yapıtı.
Belki de bütün sınırları zorlayarak kurduğu bu imgesel bütünle, değiştirilmiş ve dönüştürülmüş dilinin farkına varan bir garip ‘Babil Adamı’dır Kafka

Ve onun eseri de bir bakıma, kendi alnına yazdığı 20.yüzyılın alınyazısı gibidir…

Kaynakça

  • K.Wagenbach/Özyaşamöyküsü/ K.Şipal / Cem Yay.
  • R. Garaudy /Picasso,S.J.Perse,Kafka/M.H.Doğan/ Payel Yay.
  • M.Kundera/Roman Sanatı/ A.Bora/Can Yay.
  • E.Fischer/Kafka/ A.Cemal/Kavram Yay.
  • Deleuze/Guattari/Minör Bir Edebiyat/Ö.Uçkan,I.Ergüden/YKY
  • M.Brod/Kafka’da İnanç…/K.Şipal/ Cem Yay.
  • G.Janouch/Kafka ile Konuşmalar/K.Şipal/Cem Yay.
  • M.Sperber/Parçalanmış Gerçeklik/ A.Cemal/ Can Yay.
  • J.L.Borges/Kafka / Akbaba/K.Şipal, A.K.Bayram Dost Kitabevi
  • A.Manguel/Okumanın Tarihi/ F.Elioğlu/YKY
  • D.Pearce/Kafka ve Dante/ E.Gürol/Cep Dergi(5)Varlık
  • M.Blanchot/Yazınsal Uzam / S.Ü.Kasar/YKY
  • E.Canetti/Öbür Dava/K.Şipal/Cem Yay.
  • H.Hesse/Kafka: Yalnız Bir…/A.Cemal/ Kitaplık (9) YKY
  • B.Schultz/Kafkanın Davasına… /E. Özdoğan/Kitaplık (53) YKY
  • F.Kafka/Mavi Oktav Defterleri/O.Çakmakçı/Bordo-Siyah
  • F.Kafka/Aforizmalar/O.Çakmakçı /Bordo-Siyah
Şahin Torun
Admin · 4 görünüşler · 0 yorumlar
27 Eyl 2008 
Kafka’nın dünyasına bir pencere
elif şafak
Elif Şafak

Ne vakit yazamamaktan, yazmaya yeterince zaman ayıramamaktan şikâyet etse içimde bir ses, Franz Kafka’yı hatırlatıyorum kendime. Keza gene ne vakit “okumayı çok seviyorum sevmesine de kitap okumaya bir türlü vakit bulamıyorum” diyen birine rastlasam gene Kafka düşüyor aklıma.

Bütün gün ışıksız havasız bir ofiste çalışan, bürokrasinin kuru, kasvetli yapısı içinde soluk almaya çalışan, akşam yorgun argın evine dönen, yemek yiyip ortalığı toparladıktan sonra ancak gece saat on birde yazı masasının başına oturan ve sadece o daracık zaman aralığında yazan, yazabilen ve bugün dünya edebiyatının şüphesiz en büyüklerinden biri addedilen Kafka’yı. Edebiyat tarihinin belki de en çok merak edilen, en çok saygı duyulan yazarı ve bunca sene, bunca kitap, makale, inceleme sonra bile bir yanıyla muamma. Hep muamma.

Bir adam. İnce yapılı, uzun boylu, yakışıklıca. Bir adam, şık giyimli, bakımlı, atletik, zeki, duyarlı, meraklı, hem hayat hem ölüm dolu, mizah dolu, kasvet dolu, iyi bir yüzücü, vejetaryen. Ev ve işyeri arasına sıkışıp kalmayan bir adam. Şehrin dar sokaklarına, karanlık yapılarına dalmayı seven, kapalı korunaklı bir kavanozda yaşamayı hiç beceremeyen. Fotoğraflarında hiç gülmeyen bir adam.

Prag gibi küçük ve dar bir edebiyat sahnesinde var olmaya çabalayan bir avuç yazar. Birbirini kıskanan, birbirini çekemeyen, bol bol dedikodu yapan edebiyatçılar. 1911 tarihli günlüklerinde Kafka dönemin ünlü yazarları hakkındaki fikirlerini yazar. Bunlardan bir tanesi bile onun diğer edebiyatçıları nasıl kıskandığını anlamaya yeter. “Werfel’den tek kelimeyle nefret ediyorum. Sadece edebiyat sahasındaki başarılarını kıskandığım için değil. Kıskanıyorum zaten. Üstüne üstelik sağlıklı, genç ve bir de zengin. Ben değilim.” Kafka’nın kıskançlıkları diğer yazarlarla sınırlı değildir. Âşık olduğu kadınlara da yansıtır içindeki talepkâr, kaprisli, mızmız oğlan çocuğunu. Uzun zaman Milena, daha sonra Felice ile mektuplaşmaları. Sevdiği kadınları bir sembol gibi algılar adeta. Onlardan uzun, derin mektuplar bekler daima. Alamadığında sinirlenir, tepki gösterir. Hepimiz gibi bencil, hepimiz kadar çelişkilerle yüklü 20. yüzyıl başında Prag’da bir yalnız adam.

Kronolojik bir seyir içine yerleştirip baktığımızda ardılı çok fazla ama öncülü yok. Kafka gibi yazmaya çalışan çok yazar çıktı hem Türkiye’de hem dünyada. Ama Kafka’yı önceleyen bir yazar yok ne içerik ne de üslupta. Bu yüzden hep az biraz “gökten zembille inmiş” addedilir. Diğer yazarların öncüllerini ve ardıllarını saptamak daha kolay iken o bir başına durur dikilir edebiyat haritasında, yalnız ve yabancı, daima yabani…

Kendinizi Kafka’nın yakın arkadaşı Max Brod’un yerine koyun. Dostunuz bir yazar. Ama sıradan bir yazar değil. Dostunuz Kafka. Ve ölüm döşeğinde vasiyetini hazırlarken bir madde ekliyor. Sizden bir ricası var. Dostunuz o öldükten sonra yazılarını yakmanızı istiyor. Brod, Kafka’nın bu vasiyetini yerine getirmedi. Getirmediği için edebiyat dünyası ona müteşekkir ama bir o kadar da eleştirel. “Zor da olsa Kafka’nın isteğine saygı duymalıydı” diyenler oldu. Brod’un buna cevabı şöyle oldu: “Kafka benden yazılarını yakmamı istedi; ama eğer bunu hakikaten isteseydi bu iş için beni değil, başkasını seçerdi. Beni yeterince tanıyordu. Yazılarını yakmaya gönlümün elvermeyeceğini bilecek

kaynak:http://pazar.zaman.com.tr/?hn=2699
Admin · 9 görünüşler · 0 yorumlar
27 Eyl 2008 
star’da Kafka’ya rastlamak
Mehmet Altan

mehmet altan
Bir zaman önce bir bilgi yarışmasında yarışmacılardan biri: -Nil Nehri nereye dökülür? sorusuna: -’Marmara’ya yanıtını vermişti... Ben bunu kulaklarıyla duymuş biriyim. * * * Demokratikleşmenin hız aldığı dönemlerde horlanmış yığınlar sisteme daha fazla entegre olmaya başlar. Bu, insanların yaşamı açısından son derece olumlu bir gelişmedir. Ancak demokratikleşme, toplumsal açıdan niteliğin yıprandığı, derinliğin kaybolduğu, üzüntü verici bir mahzuru da beraberinde getirir. Nil’in Marmara’ya döküldüğünü söyleyenler çoğalabilir... Yazı, çizi, düşünce, derinlik, rafine bir duygusallık açısından zor bir dönem başlamıştır. Sizin için değerli ve önemli olanın, büyük bir çoğunluğa fazla da bir şey demeyebileceğini düşünürsünüz. Hatta bunu bir yaşam gerçeği olarak yaşarsınız. * * * Üstelik... Türkiye nüfusu çok genç bir ülke... Nüfusun yüzde 70’i 35 yaşın altında. Bu genç yığınların hızlı bir değişim ve dönüşüm süreci, olumlu yanları yanında, olumsuz yanlarını da beraberlerinde taşıyor. Güncel hayatın hızı, entelektüel bir birikime rahatça galip gelmekte... Geçen hafta 125 yıl önce doğan, 84 yıl önce de ölen yazar Franz Kafka’ya ait ‘Kafkayyen’ adlı yazıyı yazarken, tüm bu mahzurların da farkındaydım. Nitekim Kafka’nın ölüm yıldönümüne ait pek bir yazıya da rastlamadım. Bir tek Taraf’ta benim kendi yazımın da yayınlandığı gün bir habere rastladım. Bu, Kafka’yla ilgili yeni yayınlanan İngilizce bir biyografideki, alışagelmiş iddiaların dışındaki yaklaşımlardan söz ediyordu. * * * Benim için esas sürpriz, perşembe günü bizim gazetenin web sayfasında Kafka’nın resmine ve nihayet sırlarının çözüleceğine ait müjdeli bir habere rastlamam oldu. Bu habere dönmeden önce geçen hafta ‘Kafkayyen’ başlıklı yazımın son bölümüne bir dönüş yapmak durumundayız. ‘Kafka çoğunlukla karanlık, donkişotvari bir hayalperest ve aile içindeki çekişmelerde garip davranan biri olarak bilinir... Fotoğraflarına baktığımızda ise ciddi ama yanakları çökmüş ve üzgün gözlerle bakan genç bir adam görürüz. 1919’da babasına yazdığı mektuplar, onun nasıl acılar çektiğinin tanıklığını yapar... Kriz anlarında, kendini sıfır noktasında hissettiği zamanlarda, hayal bile edilemeyecek eserler yaratan ama genelde bundan mükemmeliyetçi biri olduğu için hoşnut olmayan Kafka, pek çok sanatçı gibi bazı nevrozları olan zor bir insandı... Kafka, 41’inci doğum gününden kısa bir süre önce, 1924’te verem hastalığı nedeniyle hayatını kaybetti. Kafka, ölmeden önce yakın arkadaşı Max Brod’a verdiği vasiyetinde tüm yazdıklarının imha edilmesini istemişti. Ancak Brod, Kafka’nın ölümünün ardından gelecek nesilleri düşünerek yazarın eserlerini yayımlamaya başladı. Çok da iyi etti...’ * * * Perşembe günü star’ın web sayfasındaki BBC’den alınmış haber, tam da geçen haftaki yazımı bıraktığım noktadan devam ediyordu: ‘Yazar Franz Kafka’ya ait daha önce görülmemiş belgeler ölümünden 84 yıl sonra gün ışığına çıkıyor. Edebiyat tarihçileri şimdi heyecanla bu belgelerin incelenmesiyle yazar hakkında daha çok şey öğrenebilmeyi umuyor. Belgeler yıllardır Kafka’nın edebiyat yönetmeni Max Brod’un eski sekreterinin Tel Aviv’deki evinde saklıydı. Franz Kafka 41 yaşında veremden ölmeden önce, bütün el yazmalarının yakılmasını vasiyet etmişti. Fakat, dostu ve edebiyat yönetmeni Max Brod, bu vasiyeti yerine getirmedi. Sonuç, soyutlanmışlık, baskı ve umutsuzluğun egemen olduğu Şato, Dava, Değişim gibi romanlar oldu.’ * * * ‘Yayımlanan eserler, aslında Kafka hiç bir kitabını tamamlamadığı için birçok bakımdan Max Brod’un da rötuşlarını taşır. Örneğin Şato’yu bir cümlenin ortasında bırakıvermiştir Kafka. İşte şimdi gün ışığına çıkan el yazması notların büyük heyecan yaratmasının sebebi de bu. Çok değerli ipuçları içeriyor olabilecekleri düşünülüyor. Bu belge ve notlar 1939 yılında, Almanların işgalinden hemen önce iki bavulla Prag’dan kaçırılmıştı.’ * * * ‘Son 40 yıldır da Brod’un sekreteri Esther Hoffe’nin Kudüs’teki evindeydiler. Ama 101 yaşına kadar yaşayan Hoffe, inatla bunları kimseye göstermemekte direnmişti. Uzmanlar, yaşlı kadının yaşadığı evdeki rutubet, beslediği çok sayıdaki kedi ve köpeğin bu eski ve kıymetli belgelere büyük zarar vermiş hatta onları tamamıyla tahrip etmiş olabileceğini söylüyorlardı. Şimdi Kafka uzmanları Kafka’nın yarattığı kahramanların yaşadığına benzer bir gerilim içinde, belgeleri görebilecekleri günü bekliyorlar.’ * * * Tabii Franz Kafka’ya star’da rastlamak benim için bir sürprizdi. Sayfanın seyrini gösteren ‘en çok okunanlar listesi’ne bu haber girebilseydi, sevincim daha da şahlanacaktı. Ama web okurlarının ilgisine bu oranda mazhar olamadı... Gene de Franz Kafka’ya, bu kez ölüm yıldönümünde star’ın web sayfasında rastlamak, beni heyecanlandırmakla kalmadı, yazıyı yazmaya çalıştığım bu yaz sıcağında serinletti de...

?
Admin · 8 görünüşler · 0 yorumlar

1, 2, 3 ... 11, 12, 13  Sonraki sayfa

 













































Franz Kafka,Franz Kafka eserleri ve biyografisi,Franz Kafka resimleri,Franz Kafka forum,Franz Kafka Fan Sitesi





















Franz Kafka-Aforizmalar



"Çevremizdeki acıları bizim de çekmemiz gerekmektedir. Hepimizin ortak bir vücudu yoktur, ama ortak bir büyümesi vardır: bu ise, şu ya da bu biçimde acılar içinden çekip götürür bizi. Nasıl ki çocuk belli bir gelişim sonucu yaşamın tüm evrelerinden geçer(her evrede, istek ve korku bakımından bir önceki için erişilmez görünür aslında), yaşlanır ve sonunda ölürse, biz de bunun gibi(insanlıkla aramızdaki bağ, kendimizle aramızdaki bağdan güçsüz değildir) yaşadığımız dünyanın tüm acılarından geçerek gelişiriz. Bu konuda adalete yer yoktur, acılardan ürkmeye ya da acıları üstünlük diye yorumlamaya yer yoktur."



"Yok, edilmez bir tek şeydir; her insan tek başına bu yok edilmezdir; beri yandan, bütün insanlarda ortak özelliktir yok edilmez; dolayısıyla, insanları birbirine bağlayan eşsiz bir bağ bulunmaktadır."



“Doğru yol gergin bir ip boyunca ilerler; yükseğe değil, yerin az üzerine çekilmiştir ip. Üzerinde ilerlemekten çok insanı çelmelemek için çekilmiş gibidir.”



“Kusurların hepsi, sabırlı olamamak, çalışılan İşteki kurallara uymaya İŞİ başarmadan önce boş vermek ve çıkacak dertleri sözde bir barikatın ardına hapsetmektir.”



“İnsanın asıl olarak iki günahı vardır, diğer günahlar bunlardan kaynaklanır: Sabırsızlık ve tembellik. İnsanlar sabırsızlıklarından dolayı Cennet'ten atıldılar, geri dönemeyişleri de tembelliklerinden. Günahlarının sayısı tektir belki: Sabırsızlıktan atıldılar, yine sabırsızlıktan geri dönemiyorlar.”



“Ecel köprüsünden atlayanların çoğunun gölgeleri, ölüm ırmağının çırpıntısına dokunup geçer; neden denirse, ırmak bu dünyadan öte yana doğru akar ve hala bu dünya denizlerinin tuzunu taşır. Irmak İğrenerek kabarır birden, akıntı tersine döner, ölüler yaşamın İçine kusulur. Ne var ki, ölüler mutludur, öfkeden kudurmuş ırmağı teşekkür ezgileriyle, yumuşacık severler.”



“Bir noktadan sonra vazgeçmek olanaksızdır. Erişilmesi gereken nokta da, orasıdır.”



“İnsanın gelişiminin son noktasına varacağı an, daima bir yinelenme içindedir. Devrimci öze sahip düşünsel devinimlerin, geride bırakılan her şeyin anlamını yitirdiğini söylemeleri, bu yüzden doğrudur, çünkü o anda bile, gelişimini tamamlayan tek bir şey yoktur.”



“Savaşmaya davet, Kötü'nün sahip olduğu en çekici silahtır. Bu kadınla savaşmaya benzer, sonu yatağa çıkar.”



“Sayısı belirsiz itin anası, çocukluğumda en değerli şeyim olsa da şimdi az çok çürümüş bedenli, hala peşimden bağlılıkla seğirten, onu tekmelememek için yavaş adımlarla geri kaçtığım, nefesinin kokusuna bile katlanamadığım berbat kokan bir kancık; ne var ki, zıddına davranamadığım sürece, şekilsiz bir gölge olarak serpildiğini izlediğim kuytuya çekiyor, paramparça ediyor beni, üzerime çıkıyor ve artık üzerimde, bunu bir onur saymaktan emin olamasam da, dili elimde, bende sona eriyor.



"Burnu Kaf dağında A'nın, İyi'nin peşinde epeyi yol aldığı zannında, neden denirse, çekiciliğinin her geçen an arttığına inandığından, her geçen an daha çok ayartıyla karşılaştığını duyumsuyor, üstelik bu ayartıların şu ana dek hiç bilmediği köşelerden saldırdığını sanıyor. Nedir, asıl neden, içine yerleşen büyük şeytan ve onun hizmetine koşuşturan sonsuz küçük şeytanların varlığıdır.”



“Bir elma, biri diğerinden değişik görünümlere sahip olabilir: Kafasını uzatıp masanın üzerindeki elmayı görmeye çalışan çocuğun görüşü ve bunun yanında, hiç sakınmasız, elmayı yanındakine verebilen evin efendisininki.”



“Ölüm arzusu, bilgeliğe kavuşulduğunun ilk belirtisidir. İçinde bulunulan yaşam katlanılmazdır, başka bir yaşam ise, ulaşılmaz. Ölmek isteğinin eklentisi utanç biter artık; nefret edilen eski hücreden alınıp, ilk iş olarak nefret edeceği yeni hücresine geçmeyi arzular, bunun için yalvarır. Eski inançların tortuları da bu düşüncede etkilidir; yeni hücreye nakledilirken efendi ortaya çıkacak, mahkûma göz ucuyla bir bakacak ve karar verecektir: ''Bu adamı yeni hücreye götürmenize gerek yok, artık benim yanıma geliyor o.”



“İlerlediğim yol dümdüz olsaydı, ilerlemek için tüm çabalarıma rağmen geriye doğru hareket etseydim, çaresizlik bu olurdu; ama sen, aşağıdan da ayırtına varabileceğin gibi, dik bir yokuşu çıktığına göre, adımlarının geri geri gitmesi, kayman, tırmandığın yerin dikliğinden kaynaklanabilir, eğer böyleyse umutsuzluğun zamanı değildir.”



“Sonbaharda yollar gibi: Süpürüp temizliyorsun, az sonra kurumuş yapraklarla kaplanıyor üzeri.”



“Bir kafes, kuş aramaya çıkmış.”



“Buraya ilk kez geliyorsun: Alınan nefes bile değişik, yanındaki yıldız, güneşten bile çok ışıldıyor.”



“Eğer üzerine çıkmadan inşa edilebilseydi, belki de, Babil Kulesi'nin yapılması yasaklanmazdı.”



“Kötü, sizi ondan gizli saklı bir şeyler kotarabileceğinize inandırmasın.”



“Sunağa saldıran parslar, kutlu şaraptan içiyorlar; durmaksızın yineleniyor bu; sonunda beklenen bir olaya dönüşüyor ve ayinin bir parçası oluyor artık.”



“El, yapabildiğince sıkı tutar taşı. Olabildiğince uzağa atabilmek için sıkıca kavrar. Yol, işte o kadar uzağa götürür insanı.”



“Ders sensin, ne yazık ki, etrafta öğrenci yok.”



“İçinize sonsuz cesaret dolduran, gerçek düşmandır .”



“Üzerinde durduğun alanın, iki ayağınla bastığından geniş olamayacağını bilmek, mutlulukların en büyüklerindendir.”



“Alelacele koşup yaşama sığınmıyorsa insan, yaşamdan zevk alabilir mi?”



“Siperler sonsuz olsa da kurtuluş yolu tektir. Yinede kurtuluş olasılıkları siper sayısı denli çoktur”.



“Bir amaca rağmen, yol yok; yol diye adla duraklama anı.”



“Kötü davranmak bizden istenir; iyi davranmak ise, zaten içimizdedir.”



“Kötü'ye bir kez yol verdin mi, artık kendisine inanılmasını beklemez.”



“Seni Kötü'ye yol vermeye yönelten art niyetler sana ait değildir. Kötü'nündür.”



“Hayvan, kamçıyı efendisinin elinden öfkeyle kapar ve kendi efendisi olabilmek için kendi kendini döver, bilemediği, bunun efendisinin kamçısının ucundaki yeni düğümün gördürdüğü bir rüya olduğudur.”



“İyi, bir yanıyla rahatsız edicidir.”



“Arzulanma gem vuracağım diye çabalamıyorum. Arzulara gem vurmak, ruhumdan yayılan sonsuz ışık demetinin rast gele seçilmiş bir tanesinde etkin olma arzusudur. Eğer çevremde buna benzer yörüngeler çizmek zorundaysam, yapacağım en doğru şey, hiç harekete geçmeksizin, ağzım hayretten açılmış, büyük düzeni izlemektir sadece ve bu hareketsizliğin bana kazandıracağı econtrarioi güçten yararlanmak.”



“Kargaların savı, tek bir karganın tüm gökyüzünü yok edebileceğidir. Kuşkulanmak yersiz, nedir, bunun göklerle ilgili bir şey anlatmadığı kesindir, gökyüzü kargaların yokluğu demektir çünkü.”



“Din uğruna kendilerini feda edenler bedeni yadsımaz, zıddına, çarmıha layık görerek şereflendirirler; bu yüzden, düşmanlarıyla aynı biçimde düşünmektedirler.”



“Yorgunluğu, bir gladyatörün ölümcül kavgasından sonra yaşadığı yorgunluğu andırıyor , bir memurun odasının tek bir duvarına beyaz badana çekti.”



“Var olan sahip oluş değildir, sadece oluş, nefesini teslim etmeyi, boğulup gitmeyi uman oluştur.”



“Sorularımın neden yanıtsız kaldığına şaşardım eskiden, artık soru sorabileceğime olan güvenime şaşırıyorum. Nedir, gerçekten güvenmiyordum, sadece soruyordum.”



“Sahip olabildiklerin var, ne yazık ki, kendi varlığın yok iddiasına savunma olarak titriyorsun ve yüreğin atıp duruyor sadece.”



“Sonsuzluk yolunda bu denli hızlı ilerleyişine şaşan biri vardı, aslında yokuş aşağı son hız yuvarlanmaktan gayrisini yapmıyordu.”



“Kötü'ye borcunuzu taksit taksit ödeyemezsiniz, nedir, hep denenir bu. Büyük İskender, pek gençken ulaştığı utkulara, kurduğu yenilmez orduya, içinde büyüyen, dünyayı değiştirecek güce sahip olduğu duygusuna, tüm bunlara rağmen, Çanakkale'de durup boğazın beri yanına asla geçemeyebilirdi. Ne korkudan durmuş olurdu, ne kararsızlıktan ne de istencinin zayıflamasından, bunu yerçekiminin varlığıyla bile açıklayabilirsiniz.”



“Yol sonsuzdur, ne kısaltabilir ne de uzunluğuna yeni metreler ekleyebilirsiniz, yine de herkes çocuk kadar elini kullanarak ölçmeye çalışır onu. ''İlerlemen gereken yol, gerçekten de bu karış kadardır, senin hakkındır bu.”



“Sadece zamanı kavrayabilme yetimiz yüzünden Kıyamet Günü diyoruz o güne; aslında sıkıyönetim mahkemesidir o.”



“Şükrediyorum ki, dünyanın uyumsuzluğu, aritmetik uyumsuzluğa benziyor.”



“İğrenen ve nefret eden bir başı önüne eğmek…”



“Köpekler bahçede oynuyorlar şimdi, fakat avları, şu anda ormanda istedikleri denli hızlı koşsunlar, avlanmaktan kaçamayacaklar.”



“Gülünç olan, bu dünya için koşum takman.”



“Araban, ona koştuğun at ile doğru orantılı olarak, daha hızlı gider, bütünün köklerinden koparılması demek değildir bu, bunu söylemek olanaksızdır; ne var, koşumların parçalanması, işte o gerçekten özgür ve şen bir yolculuk olasılığıdır.”



“Almancada ''Sein''in iki anlamı vardır. “Var olmak'' ve ''Onun” olmak”



“Seçim hakkı tanınmıştı onlara: Kral ya da kralın habercisi olabilirlerdi. Her çocuk gibi, haberci olmayı seçti hepsi. Sadece haberciler vardır bu yüzden, dünya üzerinde gezer, kalmayan krallara ulaşamadıkları için, artık anlamsızlaşmış haberleri birbirlerine iletirler. Sefil yaşamlarına son vermeyi canı yürekten isterlerdi elbette, nedir, ettikleri bağlılık yemini ellerini kollarını bağlıyor.”



“İlerleme düşüncesine inanmak, gerçekten ilerlendiğine inanmayı gerektirmez. İnanabilmek için yetersiz olurdu bu.”



"A. büyük bir ustadır, tanığı Tanrı.”



“İçinde yok edilmesi mümkün olmayan bir şeye inanmadığı sürece, insan yaşayamaz; bu yok edilmesi mümkün olmayan şey de, ona duyulan inanç da daima gizli kalabilir. Kişisel bir tanrıya inanma, bu süreğen gizliliğin kendini gösterme biçimlerindendir.”



“Yılan aracılık etmeliydi: Kötü insanı ayartsa da, onun yerine geçemez.”



“Dünya ile savaşta, dünyanın tarafını tut.”



“Kimseyi kandırmamalı, giderek dünyayı kandırıp onu olası bir utkudan uzaklaştırmamalı.”



“Ruhsal evrenden başka bir dünya yoktur; duyular evreni diye adlandırdığımız şey, ruhsal evrenin kötülüğüdür ve o kötülük dediğimiz şey, sonsuz ilerleyişimizde bir anın zorunluluğudur sadece.”



“Dünya çok güçlü bir ışıkla eritilebilir. Zayıf gözlere katı gözükür dünya, daha zayıflara yumruk gibi, çok daha zayıflara ise utangaç; buna kanıp bakmaya kalkışanlara vurur ve devirir onları.”



“Her şey yanılsamadır: Olabildiğince az yorulmaya çabalamak, alışılmış olanın dışına çıkmamak, en aşırının peşine takılmak. İlk durumda, insan ona ulaşmanın yollarını kolaylaştırarak İyi'yi ve elindeki silahlan güçsüzleştirerek Kötü'yü aldatır. İkinci durumda, bu dünyanın işlerinde bile ele geçirilmeye değer bulmayarak aldatılır iyi. Son durumda, İyi ondan mümkün olan en uzak yere kaçınarak ve Kötü son noktasına dek ulaşılarak zayıflatılacağı umularak aldatılır. İçlerinden en yeğlenesi seçenek ikincisidir; çünkü her üç seçenekte de iyi aldatılırken, bu seçenekte, görünüşte de olsa, Kötü aldatılmamaktadır en azından.”



“Doğamız bizi onlardan uzağa atmasaydı eğer, asla başa çıkamayacağımız sorunlar vardır.”



“Olgular evreninin dışındaki şeyler için, dil ancak ima edebilir, nedir, az çok kesinlik taşımasa bile, asla kıyas yapamaz; çünkü, dil, olgular evreninde kaldığı sürece, mülkiyet ilişkilerini anlatır sadece.”



“Ancak ne kadar az yalan söy1erse, o kadar az yalan söylemiş olur insan, az yalan söyleme olanağı bulduğunda değil.”



“Üzerine yeterince basılmadığı için bel vermemiş bir merdiven basamağı, basamağın kendisi açısından, kimsesiz çatılmış bir tahta parçasından gayrisi değildir .”


















“Kendini bu dünyadan uzağa sürgün eden herkes ötekileri sevmelidir, ötekilerin dünyasından da sürgüne gitmektedir çünkü. Gerçek, bu yolla insan, doğasının derinliklerini kavramaya başlar, elbette sevilir insan, fakat tek koşulla: Terazide sevilenle eşit çekmek.”



“Bu dünyada hemcinsini seven, sadece kendini sevene kıyasla, ne az ne de çok yanlışa düşer. Sorulması gereken tektir: İnsan hemcinsini sevebilir mi ?”



“Ruhsal bir evrenden ötesinin hiç olduğu düşüncesi umudumuzu söndürür , ne var ki, bize kesinlik de sağlar.”



“Sanat, Gerçek'in gözümüzü almasıdır: Geriye kaçan hilkat garibesi maskelere düşen ışıktır gerçek, ondan ötesi değil.”



“Cennet'ten atılma, aslında sonsuzluktur: Demem o ki, Cennet'ten atılma geri dönüşsüzdür, yeryüzünde yaşamaktan kaçış yoktur, yine de eylemin sonsuzluğu, sürekli Cennet'te kalabilme umudumuzu yenilemekle yetinmez, aynı anda, belki de oradan hiç ayrılmadığımız anlamını da taşır; bunu bilsek de bilmesek de.”



“Özgür ve yeryüzünde kendini güvende duyumsayan bir yurttaştır 0, dünyanın her yerine erişmesini sağlayacak uzunlukta bir zincire bağlıdır çünkü nedir, hiçbir şeyin onu yeryüzünün sınırlanandan öteye sürüklemesine izin vermeyecek uzunluktadır zincir. Fakat aynı anda, özgür ve gökyüzünde kendini güvenlikte duyumsayan bir yurttaştır 0, çünkü ilkinin benzeri, göksel bir zincire de bağlıdır. Yeryüzüne inmeye çalışınca göksel zincirin tasması asılı tutar onu, gökyüzüne çıkmaya mı kalkıştı, bu kez yeryüzü zinciri tutar. Ne var, tüm bunlara rağmen, elinde tüm olanaklar vardır ve 0, bunun ayırtındadır; giderek bu zincirlenişi, zincirle ilk tanışmasındaki hatasına bağlamayı yadsır.”



“Patenle kaymanın acemileri gibi koşuyor gerçeklerin peşinden, bu yetmezmiş gibi yanlış yerde alıştırma yapıyor.”



“Hane halkını kollayan bir tanrıya inanmaktan daha rahatlatıcı ne olabilir?”



“Kuramsal olarak tam bir mutluluk şansı var: İçimizde yok edilmesi mümkün olmayan .bir varlığa inanmak ve ona ulaşabilmek için çabalamak.”



“Yok, edilemeyen tek olandır; tek tek her insan yok edilemeyendir, nedir, tüm insanların ortak paydası da yok edilemezliktir; işte bu nedenle, insanları birbirine bağlayan, başka şeye benzemeyen bir bağ vardır.”



“Birbirlerine benzememelerine rağmen aynı insanda buluşan öyle algılar bulunur ki, aynı nesneye yönelirler; bundan çıkarılabilecek tek sonuç, aynı insanda değişik öznelerin bulunduğudur.”



“Kendi sofrasının kırıntılarıyla besleniyor; kendini doymuş duyumsuyor bir süreliğine, ne yazık ki, sofrada nasıl karın doyurulduğunu unutuyor, sonunda yerde yenecek kırıntı da bulamıyor.”



“Yok, edilmesi mümkün olanlar sadece Cennet'te yok edilebiliyorsa, bunun kesinliğine inanamayız; tam zıddına, yok edilemiyorsa, yanlış bir inanca saplanmışız demektir.”



“Sınavını insanlığa bakarak ver Şüphe edenin şüphesini. , inananın inancını besler bu.”



"Burada demir atmayacağım'' demek ve o anda kabarıp, İnsanı kuşatan deli dalgalan duyumsayış.”



“Birden değişim. Y anıt sorunun yörüngesinde biraz korkak, her an kaçmaya hazır fakat umutla dönüyor, sorunun yanına yaklaşılmasını engelleyen, umut kırıcı yüzüne bakıyor, en sapa yollarda peşinden gidiyor, yanıtlıktan giderek uzaklaştığı yollarda.”



“İnsanlarla içli dışlı olmak insanın kendi kendisini göz hapsine almasını getirir peşi sıra.”



“Ruh, payanda olmaktan kurtulunca özgürleşebilir ancak.”



“Tensel istek tanrı sevgisine körleştirir, nedir, bunu tek başına beceremez, içinde tanrı sevgisinden de bir şeyler taşıdığı için yapabilir.”



“Gerçek parçalanamaz ve bu yüzden kendini tanıma olanağından yoksundur; onu tanımak isteyen yalana dönüşmekten gayrsını yapamaz.”



“Dönüp dolaşıp kendisini zarara uğratacak şeyleri kim ister? Bunu isteyen insanlara rastlanıyorsa, hatta her insanda bu durum biraz gözüküyorsa, bunun nedeni, insanın içindeki iki kişiden birinin kendisi için yararlı olanı isterken, eyleme geçmek için yan düşüncesine başvurulan ötekine zarar vermesidir. Karara varırken değil, henüz en başta ikincinin yarı-düşüncesine değer verilirse, karar konusu olacak istek de silinip gider.”



“Daima ilk Günah'tan şikâyetimiz neden? Cennet'ten atılmamızın nedeni ilk Günah değil, meyvelerinden uzak duralım diye uzaklaştırıldığımız yaşam ağacıdır.”



“Günahkârlığımızın nedeni Bilgi Ağacı'nın meyvelerini yememiz değil sadece, Yaşam Ağacı'nın meyvelerini yemediğimiz için de günahkârız. İçinde yaşadığımız andan dolayı günahkârız, İlk Günah'ın günahı yok.”



“Biz Cennet'te yaşamak üzere yaratıldık ve Cennet de bizim yaşamamız için yaratıldı. Bizim yazgımız sonradan değiştirildi, nedir, Cennet'in yazgısı değişti mi, bilen yok.”



“Kötü, kimi değişim anlarında insan bilincinden yayılan bir ışındır. Bir bütün olarak duyular evreni değil, ondaki Kötü görünüşten ibarettir; yine de bu, bizim görebildiğimiz duyular evrenini oluşturur.”



“İlk Günah'tan şu ana dek, İyi ve Kötü'yü birbirlerinden ayırabilme yetimiz eşittir, nedir, bu konuda hemcinslerimizden üstün olmayı arzularız. Gerçekte ise, İyi ve Kötü'nün çok ötesinde başlar farklılıklar. Bunun alışılmadık bir durum olmasının nedeni şudur: Sadece bilmek kimseyi doyurmaz, bilmesine koşut davranabilme isteği de buna eklentidir. Ne yazık ki, böyle davranabilme yeteneği kimseye bağışlanmamıştır, herkes kendi kendini yok etmeye yazgılıdır, bunu başaracak güce sahip olamama olasılığı kimseyi bu yoldan döndürmez, son denemeye kalkışmaktan gayrisi gelmez elinden. Bilgi Ağacı'nın meyvelerini yemenin cezasının ölüm olmasının anlamı budur belki, en başta, eceliyle ölümün anlamı da bu olabilir. Şu anda, ufak bir devinimdir yapmaktan çekindiği, bunu yapmaktansa, İyi ve Kötü'nün bilgisinden olmayı bile yeğler. İlk Günah kavramının kökeninde bu korku yatar. Ne var ki, bir kere olandan geri dönülemez, belki anlamı bulandırabilir; bu yüzden bahanelere sığınılır. Tüm dünya bu bahanelerle do1udur; bu bir anlık olsun huzur arayan insanın kendini haklı görebileceği tek yöntemdir belki: Bilginin önceden verildiği gerçeğini görmezden gelme, bilgiyi ulaşılması gereken uzak bir nokta olarak gösterme.”



“Giyotin denli ağır, onun denli de hafif bir inanç.”



“Sınıfın duvarına asılı İskender'in Savaş resmi taklidi gibi önümüzde ölüm. Bize düşen, davranışlarımızla, henüz yaşamdayken bu resmi karanlıklara itmek, giderek ortadan tümüyle yitmesini sağlamaktır.”



“Tutulabilecek iki yol; kendini son noktaya dek ufaltmak ya da sonsuz ufak olmak. İlki devinimsizlikten çıkan mükemmellik, ikincisi eylem anlamına gelen bir başlangıçtır.”



“Sözcüklerin karmaşasından kurtuluş yolu: Eyleme geçilerek yok edilecek olanın sımsıkı tutulması gerekir; ufak parçalara bölünen dökülür gider, nedir, yok edilemez.”



“Putlara öncelikle nesnelerden korkudan tapıldı, ne var ki, bunun sonucunda nesnelerin gerekli oluşundan korkudan tapıldı ve bunun sonucunda nesnelere karşı sorumlu olmaktan korkudan tapıldı. Bu sorumluluğun varlığı öylesine katlanılmazdı ki, insan onu tek bir üstün-insanın sırtına yüklemeye kalkışamadı, çünkü bu aracı üstün- insan da sorumluluğu azaltmayacaktı; sadece bu aracı varlıkla ilişkide olmak, insanın sırtındaki yükü arttıracaktı zıddına. Tam da bu yüzden nesnelerin sorumlulukları kendilerine verildi, hatta nesneler insanlardan daha çok sorumlu oldular.”



“Yaşama başladığın anda iki görev: Sınırlarını her an daraltmak ve bu sınırlan aştığın anlarda da gizlenmeyi başarıp başaramadığını her an sorgulamak.”



“Kimi anlarda, Kötü insanın kullandığı aletlere benzer; ayırtına varılsın varılmasın, insan, amacı buysa, bir kenara atılmasına karşı durmaz.”



“Bu yaşamdan aldığımız mutluluklar, yaşamın kendi mutlulukları değildir, şu andakinden daha iyice bir yaşama ulaşma korkumuzdan.”



“Kaynaklanan mutluluklardır; bu yaşamın bize çektirdikleri de yaşamın kendisinin değildir, yine bu korkudan dolayı kendimize çektirdiklerimizdir.”



“Sadece şu anda, çektiklerimiz ıstıraptır. Burada ıstırap çekenlerin, başka yer ve zamanlarda çektikleri ıstıraplar için ödüllendirileceği anlamına gelmez bu; bunun anlamı, şu anda ve burada çekilen ıstırabın başka yer ve zamanda değişmeyip, sadece içerdiği karşıtından özgürleşeceği ve mutluluğa dönüşeceğidir.”



“Evrenin sonsuz büyüklükte ve sonsuz zenginlikte düşünülmesi, zorlu bir yaratılış sonucunda özgür bir içe bakışa kavuşan insanın, bunu en aşın noktaya vardırmasının sonucudur.”



“Sonsuz yaşamın bir an için bile olsa sürdürülebildiğine ait, zamana bağımlı kalışımızı katlanabilir gösteren en zayıf inanç bile, günahkârlık batağına daldığımıza ait, şuandaki acımasız inancımızdan daha az iç karartıcıdır... Nedir, tüm anlığıyla ikincisini de içeren ilk inanca katlanma yeteneğimiz, inancımızın sınırlarını da çizer.”



“İlk büyük yalandan sonra, kişisel durumları için özel, küçük yalanların düzenlenebileceğine, yetmezmiş gibi, bu yalanın onların çıkarına yapıldığını sanır çoklan. Örneğin sahnede oynanan bir aşk oyununda, sevgilisi rolündeki erkeğe yapmacık bir gülüş atan kadın oyuncunun, aslında üst galeride onu izleyen gerçek sevgilisine sinsice gülümsediğine inanır; bu durmaksızın yinelenir .”



“Şeytana ilişkin bilgi olabilir fakat o bilginin içinde inanç olamaz; çünkü görünür olandan daha şeytani bir şey bulunamaz.”



“Günah hep göstere göstere gelir ve o anda duyularımızla kavranabilir. Kökleri üzerinde ilerler ve ayrımına varabilmek için bu köklerden sökülmesine gerek yoktur.”



“Yakınımızda olup biten acıların hepsine ortak olmamız gerekiyor. Hepimize ait ortak bir beden yok fakat ilerleme yolumuz ortak, bu yol, seçtiği istikamet ne olursa olsun acılar içinden götürür bizi. Bir çocuk gelişimi için nasıl belli aşamalardan geçerse ve her aşama istekler ve korkular açısından bir öncekine kıyasla nasıl ulaşılmaz görülürse, kişi nasıl yaşlanarak ölüme varırsa, insanlıkla bağımız dünyayla bağımızdan zayıf olmadığı için, biz de bu yolla dünyanın acıları arasında ilerleyerek gelişiriz. Bunun adaletle ilgisi yoktur, acılardan korkmaya ya da bundan üstünlük olarak görmeye de gerek yoktur.”



“Dünyanın acılarından uzakta kalmakta özgürsün, doğanın seçimine bağlıdır bu, nedir, kaçabileceğin tek acı da bu kendini uzaklaştırmandır.”



“İnsanın iradesi üç açıdan özgürdür:



İlk olarak, şimdiki yaşamını seçtiği anda özgürdü; elbette şu anda geriye dönemez, çünkü o zamanlar seçtiğini yaşıyor olsa da, şimdiki yaşamını ilk seçtiği andaki kişi değil artık.İkinci olarak, yaşamı süresince ilerleyeceği yolu ve ilerleme tarzını seçmesi açısından özgürdür.



Üçüncü olarak, dünyaya bir kez daha geleceğini sanarak, bu yaşamın tüm koşullarına rağmen kendine ulaşan yolu bulmayı istemesi açısından özgürdür. Nedir, bu bir seçim sorunu olmasına rağmen, girilen yol yaşamın ayak basmadık tek noktasını bırakmayan bir labirent olacaktır.”



“Özgür irade bu üç açıdan görünür fakat üç görünüm aynı anda var olduklarından bir bütün oluştururlar; bu temelde öyle bir birliktir ki, özgür olsun olmasın bu birlikte iradeye yer yoktur.”



“İçinde yaşadığımız dünyanın baştan çıkarma yollan ile içinde yaşadığımız dünyanın sadece bir geçiş yolu olduğuna inanç, aslında birdir ve aynı şeydir. Böyle olması gereklidir, dünya bizi sadece, tek bir yolla yaratabilir; bu yol da gerçeğe karşılık düşer. Ne yazık ki, baştan çıkarmalar başarılı olunca, inancımızdan vazgeçeriz; İyi bizi kandırıp Kötü'nün eline bırakır, tıpkı kadının yatağa bekleyen çağrısı gibi.”



“Tek başına umutsuzluğun acısını çeken de içinde, insanla hemcinsleri arasındaki en güçlü ilişkiyi alçakgönüllülük sağlar; tek koşul, bu alçakgönüllülüğün eksiksiz olarak sonuna dek götürülmüş olmasıdır. Bu mümkündür, çünkü tapınma dili tam da budur, tapınmanın dili olduğu kadar bir araya gelmelerin en güçlüsüdür. İnsanın hemcinsiyle ilişkisi ile tapınmayla ilişkisi birbirlerine benzerler; insanın hemcinsleriyle ilişkisi çaba gerektirir, bu çabayı ancak tapınmanın verdiği güç sağlayabilir.”



“Yanıltmaktan başka bir şey bilebilmen mümkün mü? Yanıltma ortadan kaldırılsa da, geri dönüp o noktaya bir kez daha bakmamalısın, bakarsan bir tuz sütununa dönersin.”



“İnsanlar A.'ya saygıyla davranıyor. Sıradan oyuncuların oynamasına izin verilmeyen ve titizlikle korunan mükemmel bir bilardo masasında oynamayı hak eden büyük oyuncu geldiğinde masanın zeminini nasıl inceler, oyunda zamanından önce yapılan hatayı nasıl affetmez fakat ıstaka kendisine geçtiğinde nasıl her densizliği yapacak denli küstahlaşır ya; işte böyle saygı gösteriliyor ona.”



''Nedir, sonra olan biten tek şey yokmuş gibi işinin başına geçti.'' Belki hiçbir öyküde geçmiyor, fakat eski öyküler yığınından kulağımıza aşina gelen sözler bunlar.”



''İnançtan yoksun olduğumuz söylenemez. Yaşamamız bile tek başına bir inanç değeridir.''



''Bunda inanç değeri ne arasın; yaşamamak mümkün mü ?''



''İnancın insanı deliliğe sürükleyen gücü, işte bu 'mümkün mü' sözünde gizlidir, ancak bu olumsuzlamada kendini açığa vurur.''



“Evden çıkman, uzaklaşman gereksiz. Masanda otur ve söyleyeceklerimi dinle. Dinlemesen de olur, beklemen yeterli.”



“Beklemesen de olur, hiç ses çıkarma ve tek başına ol. Dünya maskesini düşürmen için sana gelecektir; yapabileceği başka bir şey yoktur, ayartıya kapılmış, ayaklarının altında kıvranıp duracaktır.”



“Ve son olarak, ruhbilim.”




:








:















Franz Kafka,Franz Kafka Biyografisi,Kafka Aforizmaları,Kafka Öyküleri,Franz Kafka Resimleri,Kafka Yazıları,Franz Kafka Dava,Kafka Kitapları,Kafka Dönüşüm Kitabı,Franz Kafka Forum














-->